2009-12-17

bir anda

Dün bir arkadaşıma 2006 Ocak'ındaki mini New York seyahatimden bahsettim..Bugün Nine müzikalinin fragmanını izledim. İçimde Amerika'ya, Marion Cotillard'ın bu fotosunu görünce de New York'a gitme isteği geldi birden bire. Hemen bir uçağa atlayıp gidercesine..



Ben de şöyle bi poz versem fena mı olur :)

güzel



Bu ne menem bi güzelliktir biri bana söyleyebilir mi? Çok beğendim..

Daha yakından görmek için fotoğrafın üstüne gelip tıklayın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız..

2009-11-27

bir anda gelen iç sıkılması, iç daralması hayra alamet değil ya, neyse..

2009-11-25

..hayatla ilgili sabun köpüklü karamsar bir yazı..



Kendimi hayatta bir sabun köpüğünün içinde yol alıyormuş gibi hissediyorum. İstediğim yere gidiyorum istediğim insanlara yaklaşıyorum. Görünürde beni engelleyen birşey yok. Ancak gittiğim yerlerle, yakınına gittiğim insanlarla aramda o incecik duvar var. Hep var.

Bazen ortalığı duman kaplıyor, içeride göz gözü görmüyor, ağırlaşıyorum. Bazen aşk oluyor, heyecan oluyor, mutluluk oluyor, hafifleyip yükseliyorum. Bazen de daralıyor, beni içeride sıkıştırıyor, ben de ellerimi ayaklarımı duvarlarına dayayıp var gücümle itiyorum. Çünkü bunu yapmazsam içeride sıkışıp ölecekmiş gibi oluyorum.

İsterdim ki; bir sabun köpüğü kadar hafif olayım ve o incecik saydam duvarım olmasın. İsterdim ki; neşe dolu ve korkusuz olayım, hayat beni sıkıştırmasın..
Bu can sıkıntısından kurtulmak istiyorum. Kendimi soyutlayasım var. Sanki soyutlarsam hayatın bana verdiği can sıkıntısından kurtulucakmışım gibi geliyor. Yani hayat canımı sıkamazmış gibi. Peki, kendimi soyutladığımda, yaşadığım "hayat" mı olacak, orası meçhul... Beklenti içinde olmaktan, benden birşeyler beklenilmesinden sıkıldım. "Ne"den soyutlamak? Neden; ben, doğa ve tanımadığım bir çevre?

Çünkü doğa senden birşey beklemez. O kendi halindedir. Kendi düzeninde takılır gider. Kuralları bellidir ve koşulsuz sana kendini açar. Ve seni tanımayanlar, senden birşey beklese de bir önemi yoktur.

Kendim de kendimden birşeyler bekliyorum. Ve ben ne birşey beklemek ne de hayal kırıklığına uğramak istiyorum.

Bu aralar böyle...

2009-11-11

dedim ki;

beyaz bir sayfa açayım kendime..
ufak tefek düzenlemeler..sayfa zamanla bulacaktır kendini..

mümkün müdür?


sinirimi aldırmak istiyorum..


2009-11-08

24 saat oldu..


ve ben seni özledim..

"Bakma, iyi olacak gitmesi." dedim, diyorum. Etkilenmediğimi, etkilenmeyeceğimi, etkilenmeme izin vermeyeceğimi düşünüyor(d)um. Ama yine de bi tuhaf hissediyorum-ki bu kendimi çekmiş halim..iyi ki..yoksa hüngür şakır ağlardım durup durup..gerçi hissediyorum ya içimde bi yerlerde sular yükselmekte, dur bakalım..

2009-10-18

Belirsizliğin sularında takılıyorum bi süredir..her anlamda..yani her alanda..iş hayatım..özel hayatım..hayatım..

(bu ara deniz metaforuyla anlatıyorum bi şeyleri bu geleneği bozmayacağım :)

Kafam yüzeyde, suyun içinde duruyorum..yüzmeden..çok hareket de etmeden..yüzüm karaya dönük..bakıyorum..ne yapılacağı belli..suda kalırsam da n'olacağı belli..(mi?)..yapılması gereken şu:
bir karar vermek..


karaya yüzüp toprağa ayak basmak ve oradan hazır tıkır tıkır işleyeni, yapılmışı, güveniliri var misali bir yer bulup hayatına devam etmek..

veya

karaya yüzüp toprağa ayak basmak ve kendin, kendi başına bir hayat, tıkır tıkır işleyen bir düzen kurmak..ama bu belirsizliği, riski içinde barındırıyor..yine de karar senin..

veya

cildin buruş buruş olana, balıklara meze olup suya karışana kadar suda kalmaya devam etmek..

veya

suda kalmaya karar vermişken sana yardıma gelene elini verip kolunu kaptırmak (şaka şaka), sana yardıma gelene elini verip su üstünde bir hayat kurmak..

herşey mümkün..(yazmak amacıyla saçmalamak gibi)..hayatını bir yola koymaya çalışmak gibi..veya hayatını harcamaya devam etmek gibi..

Şu anki gidişattan memnun muyum? Hayır.
Gidişatı değiştirmek için neler yapabilirim biliyor muyum? Evet.
Şu "Stand-by" modundan çıkacak mıyım? ...

2009-09-13

kara..deniz..ben

Kara görünmüştü..ben karaya çıkmamaya karar vermiştim. Eğer çıkmam gerekiyorsa kara beni çağırırdı zaten. O zamandan bu zamana karayı hep gördüm..bazen uzakta..bazen yakında..Daha önceleri olduğu gibi gözden kaybolmuyordu.

Geçenlerde denize düşürdü beni. Bilerek..isteyerek. Umursamadı. Yüzerek karaya çıkabilirdim -dediğim gibi- uzak değildi çünkü. Kıyıya kadar gittim. Neden, sonra vazgeçip geri yüzdüm, o da beni denizden çekti. Şimdi onunlayım..ama aslında..su bileklerimde kıyıda yürüyorum..Karaya çıkacağım(ı)..hissediyorum.

Aslında yolculuk sona ereli çok oldu. Bir süredir çapa atmıştık. Bir yere gittiğimiz yoktu.

Beni düşündürüyor; yelkenli, kaptan, yolculuk -gezip gezmeyip görüp göremeyeceğimiz yerler..

Geçen gün arkadaşımla konuşuyorduk ve kendimi dinlerken şaşırdım. Çünkü deniz üstündeki kızın anlatacağı şeyleri anlatmıyordum. Ya da anlattığım şeylere göre denizde bile değilim. Gerçek hangisiyse diğeri oyun demek oluyor bu.


Kim bilir? Benden başka..

2009-08-24

"Erkekle yarışıyorsun ve yarışmana gerek yok; sen zaten üstünsün. Şiir yazmana gerek yok, şiir sensin. Sevgin senin müziğindir. Sevgilinle birlikte çarpan kalbin senin dansındır."

2009-08-11

bilen bilir..


İfademde karasızım..beni tutan birşeyler var..korkuların yanında..
Anlaşılmaz bir yanım var..öldürmeye hevesli..kupkuru çiçek gibiyim..biraz suya özlemli..

Renklerin içinde..düşlerin içinde..doğmak sessizce..renklerin içinde..
cennetin içinde..ölmek sessizce..

2009-08-10

ilişkilerden nefret ediyorum..hayattan nefret ediyorum..kendimden nefret ediyorum..herşeyden nefret ediyorum..

bu aralar..bi süredir..(bazısı) epeydir..

neden böyle(yim)?

ben böyle(mi)yim!

2009-08-08

00:12

Mum ışığında yazmak neyse de ay ışığında yazmak da ayrıymış :) Birkaç saat önce sahildeydim. Ayın doğuşunu yakaladım tesadüfen. Tabi ki çok güzeldi. Üşümeme direnebildiğim kadar direndim. Bi süre kayalıklarda, bi süre de bankta oturdum.

Bankta oturduğumda hüzün çöktü üstüme. bir süredir öyle, bankta oturuyorum işte. Boşvermiş şekilde.
Birileri geliyor, iş güç eğlence vs sebeplerle götürüyor; sonra geri getiriyor. Ben de banka oturuyorum. Biri gelene kadar ordayım.

Boşvermişlik hakim bir süredir. Hiçbir şey umrumda değil gibi de, umrumda gibi de.

Sonra elimin içine, yok yok, avucumun içine, yok yok, işaret parmağımın ucuna yıldız dövmesi yaptırmayı düşünüyorum. O sırada önümden geçen biri, o karanlıkta beni gördüyse, yüzünde bir gülümsemeyle eline bakan bir kız görmüştür.

Yıldız kolye ucum gibi hissediyorum kendimi. Üstünde bir sürü taş var. Bir tanesi eksik. Üşenmesem sayardım..

2009-07-09

Sıkkınım..Düşünceliyim..Gel-gitliyim..
Umutluyum..Umutsuzum..
İnişliyim..Çıkışlıyım..
Mutluyum..Mutsuzum..
Eminim..Değilim..

Yaşıyorum işte..

2009-06-16


"An elephant with his trunk raised is a ladder to the stars.


A breaching whale is a ladder to the bottom of the sea.

My photographs are a ladder to my dreams.

These letters are ladders to you. "



Ashes and Snow, A Novel in Letters

2009-05-11

Oruç Aruoba - Çok severim, şiddetle tavsiye ederim


Kendi olarak, sana gelen

Sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
Sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
Kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
O, işte...

---------------

Ayırdedemiyorum;
içimdekikıpırtılarla dışımdakitangırtıları.

---------------

Birleştiremiyorum
içimdeki kopukluklarla dışımdaki bozuklukları.

---------------

Yaşamda kimse paylaşmayacak / paylaşamayacak /
senin tutkularını : onları, hep yaşayıp yaşayıp,
unutacaksın..

Yalnız, yaşayacaksın;
Yalnız yaşayacaksın..

---------------

Biz, artık, ayrı olabiliyor idiysek, senileben arasındaki şu "ile" artık yok demekti.

2009-05-03


"Bırak hayat sana rağmen degil, seninle beraber aksın.

Düzenim bozulur ; hayatımın altı ustune gelir diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?

..di mi ama :)

2009-04-22

Günlerdir yan yattığım iskeledeki bankta doğruldum. Biraz isteyerek biraz istemeyerek gittim yanına. Nasıl olduğumu nedenleriyle söyledim, bu sefer o sormadan ya da başka sebepten bi tartışma çıkmadan. Beklemiyordum, nedenleri üzerine sorular sordu konuştuk. O günden beri daha iyiyim. Konuşmak gerek. Kiminle derdin varsa. Beklemeden. İnsan hafifliyor.

2009-04-13


iskeledeki bankta yan yatmışım, hava kararıyor, gece oluyor,

zifiri karanlıktan sonra gün ağırıyor..günlerdir ordayım..
kıpırdamadan yatıyorum..
ve çok üşüyorum...

2009-04-12


Biraz önce annem "Yolunda gitmeyen bişey mi var?" diye sordu. Cevabım "Evet: Hayat." oldu. Dokunsalar ağlayacak gibi olan bir insana böyle bi soru sorulunca ne yaparsa onu yaptım. Ağladım. Hayat bazen çok karmaşık ve zor geliyor. Çok fazla değişken var. Herşeyle ilgilenmeye çalışmak benim için pek kolay değil. Hayatla baş etmekte sorun yaşayanlardanım sanırım. Gerçi hayatla "baş etmek" gibi olmamalı yaşamak aslında, ama şuraya yazarken bu kelimeyi kullanmak geliyorsa aklıma, vardır bi sebebi.


Bi arkadaşıma rastladım msn'de. Konuşmaya yeni başlamıştık, şöyle diyaloglar geçti aramızda:

- yolunda gitmeyen biseyler mi var yoksa?
I - annem "yolunda gitmeyen bişey mi var" diye sordu biraz önce, cevabım "Evet. Hayat." oldu.
- ama seni cogunlukla gulumseyen bir kadın olarak hatırlıyorum. seni boyle dusunduren sey ne olabilir ki yoksa bunları da gulumseyerek mi soyluyorsun

Gülümsedim. Sonra düşündüm: Bu hayatta beni hangi anlar gülümsetiyor, mutlu ediyor?

Bir tiyatro oyununda oynarken, tiyatro oyunu için prova yaparken, ama en çok oyunun sonunda selam verirken, dans ederken, dans gösterisi yaparken, ablamla katıla katıla gülerken, ailemle sorunum olmadığında onlarla vakit geçirirken, kendimi suyun kaldırma kuvvetine bırakırken, sevgiliyle süpriz anlar yaşarken...ilk anda aklıma gelenler...

"gulucuk" olarak kalmak isteğiyle...

2009-04-06

Is this what life's about?


"...hoping for the best but preparing for the worst."


Başlıktaki soruma bakmayın. Aslında tüm sorgulamalarımdan sıkıldım. Çok sıkıldım. Kendimden sıkıldım. Hayatla ilgili, kendimle ilgili, işimle ilgili, şu anki odamla ilgili, gelecekteki evimle ilgili, sevgilimle ilgili, evleneceğim adamla ilgili, evlilikle ilgili, arkadaşlarla ilgili, içinde yaşadığım ülkeyle ilgili, başka bi yerde yaşamakla ilgili, günlük programımla ilgili, gelecek programımla ilgili herşeyle ilgili, yani her-şey-le ilgili düşünmekten, sorgulamalar yapmaktan, günümü programlamaya çalışmaktan, geleceğimi programlamaya çalışmaktan sıkıldım. Sı-kıl-dım. Beynim sıkıldı(noktalı ı da kullanılabilir burada) ! Yoruldum.

Bu aralar; kendi başımaysam kendim dışında kafamı meşgul edecek şeylerle uğraşmak, arkadaşlarımla buluşmuşsam da benim dışımda şeylerden bahsedilsin, başka şeylerden konuşulsun istiyorum. Zaten kendimle ilgili birşey söylemeye çalıştığımda iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramıyorum, çünkü kurmak istemiyorum.
Sorulmasın bana hiç birşey! Sormayayım kendime hiç birşey!


Kafa dinleyeyim az biraz.

sanki içimdeki kadınlar konuşuyor...


Grey's'den bir kuple:


Meredith - Why can't I just be that happily ever after person? Why can't I believe in that?

Izzie - I don't know what I believe in anymore.


2009-03-31

Güzelce karıştırdım aklımı.
Neye göre karar vermem gerektiğini bilmiyorum artık.
Ne istediğimi de bilmiyorum artık.
Bi süre uyumak istiyorum..ya da hayatı bi süre pauselamak..
düşünmek zorunda olmadan..bi karar vermek zorunda olmadan..

2009-03-27

...kara...göründü...

Normalde mutluluk verir "Kara göründü!" demek.
Peki ya karaya inmek istemiyorsan?
Ya da ya karaya inmeye hazır değilsen
-er ya da geç ineceğini bilmene rağmen?
Rotanın karaya döndüğünü önceden fark etmene rağmen...

2009-03-24

Hayat işte böyle birşey.

Rubik kübü. Hayatı yaşayışın, ona bakışın basitse, bunun bir küçük modeli veya tüm renklerin aynı olduğu modeli, yok eğer benim gibi herşeyi fazlasıyla düşünüyosan, ayrıntılara takılıyosan, kendine bir türlü rahat vermiyorsan yukardaki gibi bişey.

Bazen bir yanı aynı renk yapıyorsun diğer yerler karman çorman. Diğer yerlere el atıyosun, yaptığın bozuluyor. Gerçi, her yüzünü aynı renk yapsam huzura erecek miyim? Bilmiyorum.

En kötüsü, bence, bazen seni huzura erdirecek şeyi bildiğini sanıp uğraşıyorsun, o şeyi elde ettiğinde veya başardığında bi bakıyorsun ki değilmiş. Joker'in dediği gibi "... like a dog chasing cars. I wouldn’t know what to do if I caught one…"


"I'm like a mad man trying to solve a rubic cube. I wouldn't know what to do if I solved it..."


2009-03-16

NiL'den inciler

Bunu geçen hafta pazartesi yazmıştı:

Yavaşa Övgü

Başkasının da benimle aynı dertlerden muzdarip olduğunu görmek iyi hissettiriyor, "n'apmalı peki?" diye düşünmekse depresif :s

Hadi Mavi Ay'a bir ki !

ahahaha :))

***


*** Marjane Satrapi (Persepolis'in yazarı) - Dikiş Nakış kitabından.

Oooohh püfür püfür :))

Marjane'nın büyükannesinden inciler


Güya 2009 Kovalar'ın yılı olacakmış. Mart ayındayız ve yılın şimdiye kadar pek iyi geçtiğini söyleyemeceğim. Sabırlıyım ama. Bekliyorum. Gidişatın tersine döneceği zamanı bekliyorum. Sadece beklemekle de kalmayacağım, ben de adımlar atacağım. Evet yapacağım bunu...

Neden bilmiyorum bu yıl benim için ciddi bir yıl olacakmış gibi hissediyorum. İşimle ilgili ciddi gelişmeler olacak; ben ciddi ciddi kendi evime çıkacağım; yanıbaşımdakiyle devam edeceğim ya da etmeyeceğim.

Hayat sırtımdan inecek ya da ben hayatı sırtımdan indireceğim ve hayatımı ben süreceğim.


2009-03-08

Randy Pausch Last Lecture: Achieving Your Childhood Dreams

Pazar sabahı kalkıp kahvaltıdan sonra izlediğim, ablamın anlata anlata bitiremediği adamın son konferansından (belki bildik) birkaç not:
  • We cannot change the cards we are dealt, just how we play the hand.
  • Brick walls are there for a reason: they let us prove how badly we want things.
  • When you're pissed off at somebody and you're angry at them, it means that you just haven't given them enough time. Wait long enough and people will suprise you.
  • There are both ways of saying "I don't know" but there is a good way and a bad way.
  • "Guys it was pretty good, but I know you can do better." It is the best thing to say 'cause you obviously don't know where the bar should be and you're only gonna do a disservice by putting the bar anywhere.
  • Decide if you are Tigger or Eeyore.
  • "When it comes to men that are romantically interested in you, it's really simple: just ignore everything they say and only pay attention to what they DO."
Biraz uzun ama gerçekten izlemeye değer. İzlemek isterseniz:
http://www.youtube.com/watch?v=ji5_MqicxSo

2009-02-11

Ne yapayım ki...

Bu sessizlik hayra alamet değil. Görüyorum da sinyalleri. Aslında birşeyim yokmuş gibiyim ama bir bakıyorum, bıraksalar volkan gibi patlayacağım. Yani, o derece olmasa da patlayacağım. Şaşırdım fark ettiğimde. Ama fark etmişlik pek işe yaramıyor şu anda. Ne yapacağımı bilmiyorum çünkü. Yani tepkiliyim ama tepkimi yöneltmem gereken kişinin psikolojisi, sıkıntısı benden beter. Dolayısıyla içim elvermiyor tepkimi yöneltmeye.

Ben de öyle, içimde giderek kabaran öfke, sıkıntı her neyse onunla, sessizliğim arasında sıkışıp kalıyorum.

O yüzden;

"Sıkkınım
Sıkkınsın
Sıkkın..."

ya da

"Sıkıntı, sıktığı kişiyi sıkar." ya da "Herkesin sıkıntısı kendine." Çünkü herkesin derdi var ve birininki ötekine-veya hatta kendine bile- anlamsız veya o kadar da büyütülecek birşey değilmiş gibi gelse de fark etmiyor. Çünkü 'Ateş düştüğü yeri' hesabı, sıkıntı da sıktığı kişiyi sıkıyor. Nokta.

:P

2009-02-09

Duygu grameri



Sıkkınım

Sıkkınsın
Sıkkın
Sıkkınız
Sıkkınsınız
Sıkkınlar

Sss..... !

2009-01-31

" Dali is not crazy at all ! "


Sergiden çıktığımda bu kadar etkilendiğimin farkında değildim. Az da olsa antipatiklik duyduğum bu adamı artık sevdiğimin de. Picasso etkilemişti. Ama Dali... Yeri ayrı... Böyle insanlar sık gelmezler ve geldiklerinde hayatınıza girmişlerse çok şanslısınızdır.

İspanya'da tiyatro-müzesini görmeyi istiyorum. (Müze olarak eskiden tiyatro olan bir yeri almış. Sembolik açıdan çok anlamlı, çok mantıklı..."The Dalí Theatre-Museum, the largest surrealistic object in the world, occupies the building of the former Municipal Theatre, a 19th century construction which was destroyed at the end of the Spanish Civil War. On its ruins, Dalí decided to create his museum.")


Cadaques'e gidip, sahil kıyısında onunla aynı yerde durduğumu düşünüp uzaklara dalmak istiyorum. Bunu gerçekmiş gibi hayal etmekte hiç zorlanmıyorum. Hayal ettiğimde; dalgaların sesi, rüzgarın hafif esintisi, güneşin iç ısıtan sıcaklığı, hissettiğim huzur o kadar gerçek ki, garip...


Gittiğin bir sergiyle, sabah uyandığın zamanki halinden farklı hissetmek çok ilginç. Tekrar gitmek istiyorum. Ölüm Şövalyesi'ne bakmak istiyorum sıkılana kadar. Normalde o tarz karanlık, hatta siyah resimleri hiç sevmem içimi kararttığı için. Ama bana huzur verdi. O resme bakıp içinde kaybolmak istiyorum.


Ve Gala. Fotoğrafının üzerine "Şato Kafa" diye yazdığı, "Gala'nın zaferi benim zaferim" başlıklı ilüstrasyonlar yaptığı, resimlerinde bazen belli belirsiz bazen açık seçik yer alan Gala... Kendine güvenmesini sağladığını, kendini deli olmaktan alıkoyduğunu söylediği, ona ilham kaynağı olan Gala.

16 yaşında ne olmak istediğini bilen, hatta o yaşlarda tuttuğu günlüğünde "Çok ünlü olacağım..İnsanlar benden söz edecek..Yapmam gereken çok şey var.." diye yazan insanlardan. "Hayal gücümün atını sonsuzluğa doğru sürmediğim tek gün yok" diye bir ilüstrasyonu olan bir insan. "Hayal Gücünün Bağımsızlığı ve İnsanın Delilik Hakları Bildirisi" yayınlamış bir insan.