2008-06-18


..bir şey eksik..nedir..bilmiyorum.....

..ve bir şey fazla..neden..bilmiyorum.....

Yine Siyah Süt'ten

..."Çok fazla düşünüyorsun" diyor. "Bu yüzden bu kadar sıkıntıya sokuyorsun kendini. Her şeyi ince ince düşünmek zorunda mısın? Önce yaşa sonra düşün. Sen hep önce düşünüp sonra yaşıyorsun. Düşünmeden yapamaz mısın?"
"Bilmem" diyorum. İlginç geliyor bu saptama. "Düşünmem lazım".

Bana bir yerlerden tanıdık geldi yazanlar..epey tanıdık :))

2008-06-08

Siyah Süt'ten

"...Huzursuz bir ruhsun. İlla bir yerlere yetişmeye, illa birşeyler üretmeye çalışıyorsun.
...Tek bir iş yap tek bir zaman diliminde. Ne bu acelen? Ne geçmiş ne gelecek var. Sadece ve sadece şu ana ver kendini. Dem bu demdir, dem bu dem.
...Sen hiç elinde oltayla denize koşan balıkçı gördün mü? (Çok güldüm bu cümleyi okuduğumda) Göremezsin. Çünkü balık kovalamaz balıkçı dediğin. Bekler ki balık kendine gelsin. 'Yani?' Yani canım bekle, deniz sana gelsin.
...Açık bir kitap gibi kabul edeceksin şu koskoca kainatı. Okurunu bekleyen bir kitap gibi. Her gününü ayrı ayrı okumak lazım. Ne geçmişe ne geleceğe odaklanacaksın. Aslolan şu andır. Sayfa sayfa gideceksin.
...'Peki ne yapmalıyım?' Bence bir gün bu 'ne yapmalıyım' sorusunu sormayı hepten bırakmalısın ya, neyse. Son tahlilde kendi içinde hepimizle tek tek barış imzalaman lazım..Ne yazık ki sen henüz bunu yapacak konumda değilsin. Şimdilik sadece ayıklıyorsun kendi içindeki sesleri. Bunlardan bir kısmına 'İyi Ben', bir kısmına 'Kötü Ben' diyorsun. Bazılarımızı bazılarımıza üstün tutuyorsun. Halbuki 'iyi' de 'kötü' de sana ait, senden bir parça. Biz hepimiz senden yansımalarız. Yani bir bütünüz aslında..'İyi'nin de 'Kötü'nün de aynı çemberin parçası olduğuna kanaat getirinceye kadar bu bölünmeyi yaşamaya devam edeceksin. Sonra inşallah bir gün birleyeceksin hepimizi. Bunun için de birtakım aşamalardan geçmelisin. Bu aşamaları uzun bir yolculuğun durakları gibi düşün..İstanbul ya da Boston önemli değil. Önemli olan içsel yolculuk. Amerika'ya filan değil, kendi içine seyahat edeceksin. Öyle düşün.
Aklıma yatıyor söyledikleri. Belki de haklı. Geçmem gereken bir safha bu. Kendi içimde didişen seslerle barış imzalamayı öğrenmeliyim. Sürekli seferberlik halinde olmaktan bıktım usandım. Daha huzurlu bir insan olmanın yolunu bulmalıyım.Amerika'ya değil kendi içime seyahat edeceğim. Bu öyle bir yolculuk. ...'Yaşadığımız hayatın ne denli geniş ya da dar olduğu bizim taşıdığımız cesarete bağlı." demiş Anais Nin. Peki ama "hayatın genişliğni" neden hep evin dışında arıyoruz? Arıyorum? Neden munis ve evcimen olunca hayatın dar; dışa dönük ve kaotik olunca da hayatın geniş olduğunu sanıyorum hep? Gerçekten öyle mi?"

2008-06-07

Elimde kocaman bi çiçek ve topuklu ayakkabılarım..yalın ayak eve yürüdüm. Çoook uzun zamandır yalın ayak eve yürümemiştim..çok zevkliydi. O taşın sıcaklığını hissetmek..yağmurun ıslattığı kaldırımlarda çok keyifliydi yalın ayak yürümek..özlemişim.

2008-06-05

Dün taksim meydanına arkadaşımla buluşmaya giderken aynı sokakta karşı apartmanımızda oturan çocukken beraber oynadığım arkadaşımı gördüm. Seneler olmuştu. Yine bi kere daha karşılaşmıştım, bi zaman bi yerde. O zaman ne konuşmuştuk hatırlamıyorum. Naptığını sordum. "Çalışıyorum. Şimdi de İspanyolca kursuna gidiyorum. Bi de evleniyorum, Temmuzda." İşin komiği yolda gelirken "Ben evlenmek istemiyorum. İnancım yok." diye düşünüyordum. Peki onun evleneceğini duymak neden beni biraz da olsa sarstı? Palavra mı sıkıyordum kendime? Ufukta bişey görünmediği için kendimi mi kandırmaya çalışıyorum "Zaten ben de istemiyorum." diye? Yoksa o göz(!) mü yok bende? Bunun dışında şu da dokundu tabi; çalışıyor, ekonomik özgürlüğü elinde ve bi de üstüne üstlük evleniyor. Ben? Arada bir çıkan işlerle arada bir kazanmam gerekenin altında da olsa bişeyler kazanıyorum. Arada bir damlıyor, arada bir akıyor. İstanbul'un su durumu gibi. Sular kesik kesik. Kendimi istediğim işi yapmak, ideallerimin peşinden gitmek konusunda şanslı hissederken bunda artık biraz zorlanmaya başladım. Pes etmekle etmemek arasında gidip geliyorum. 28 yaşında halen hayallerinin önemli bi kısmını gerçekleştirememiş olmaktan dolayı sıkıntılıyım. "Kendini 28 yaşında ne durumda hayal ediyorsun?" sorusunun cevabı şu anki durumum kesinlikle değildi. Ve bu ne zaman nasıl değişecek bi fikrim yok. Bu kadar belirsiz olmasa, herşey çok daha güzel olurdu. Cindirella'nın da üvey kardeşleri olmasaydı mesela veya Uyuyan güzeli sonsuz uykuya mahkum eden cadı. Masallar gerçek olmaz denir ama masallar gerçek hayattan esinlenerek yazılmadı mı? Demek istediğim; hayat böyle. Bu durumda, yani hayatın olumsuzluklarına rağmen hayatı nasıl yaşayacağın sana bağlı. Nokta.