2007-04-21

Gitmek...Kalmak...Ait olmak...

Ablam gitti...İyi ki konuşmuşum. Aklımdan bir sürü "keşke"ler geçiyor ama "keşke" demek istemiyorum. İnsanı üzmekten başka işe yaramıyor çünkü. Peki birşey soracağım: Küçüklüğümde annem giderdi. "Gitmek". O yüzden mi bende hep bu gitmek duygusu? Gidip, beni sevdiğini bildiğim'i arkada bırakmak...Kalamamak...Zaten hiç orada olmamak...Bir yere, birisine, birşeye ait olmamak, olamamak(?). Dünyadan bir çeşit öç almak mı? Hiçbir şey benim olmadığı için ben de hiç kimsenin miyim? Ve bunu kendi seçimim mi sanıyorum? Aslında herşey kendi seçimindir. Aslında bir yere (evime), birisine (sevgilime/kocama) ait olmayı öyle çok istiyorum ki... Çok yorucu, çok güvensizlik verici olmamak.


Doğduğumdan beri ait olduğum birşey var ama: DANS!...Kendimi bildim bileli dans etmeyi çok sevdim. Dans etmekten hiç çekinmedim. Dans ederken kendimi hep huzurlu ve mutlu hissettim. Yaşadığımı hissettim. (Neden di'li geçmiş zaman kullanıyorum?)


Ben o'nu bulacak mıyım? Kendimi yanında huzurlu, mutlu hissettiğim; "İşte ruhumun huzuru!" diyeceğim; hayatıma onsuz devam etmek istemeyeceğim; onunla olmaktan sıkılmayacağım; herşeyin onunlayken gözüme kolay görünmesini sağlayan'ı bulacak mıyım? O'nu bulduğumda bunu hissedecek miyim? İlişkilerimde hep ürkek, (beni iyi tanıyan birinin dediği gibi) bir ayağım içerde bir elim kapının tokmağında her an gitmeye hazır iken bu nasıl olacak bilmiyorum. Yakın olmak isteyip, yakın olmaktan da bi o kadar korkarken; yakın olmak için uzak dur benden derken bu nasıl olacak bilmiyorum. Bunları düşünürken kafamı kaldırdığımda Michalengelo'nun Creation tablosunun detayı olan bu resmi gördüm duvarda ve bu resmin sembolize ettiği şeyler bi kenara, resimde bi an ilişkilerimdeki beni gördüm: Dokunmak isteyen ama arada, belli belirsiz de olsa, o mesafeyi bırakan ben.




Parmaklar birbirine dokunsa...

Neler olur(du) kim bilir?