2007-05-23

Hayat...Hayat bu aralar çok sıkıcı...

Herşey çok anlamsız. Herşey o kadar anlamsız geliyor ki... Bu aralar hayatın anlamını sorguluyorum. "Hayatın anlamı ne?" Ne? ! Bir süredir yapmam gerekeni yapıyorum. Yaşıyorum. Bu kadar pamuk ipliğine bağlı olmamalı bi insanın yaşama sevinci. Gerçi ben onu kaybedeli uzun zaman oldu. Biliyorum insanlar neler neler yaşıyor da yaşama sevincini kaybetmiyor ya da yaşama sıkı sıkı bağlanmayı seçiyor. Ama ben "onlar" değilim.

Kendimi denizin ortasındaki bir kayık gibi hissediyorum. Ya da o kayığın içindeki biri gibi. Görünürde kara yok. Sadece deniz. Hafif dalgalı bir deniz. Hava kapalı. Yağmıyor da açmıyor da. "Her an herşey olabilir." der gibi hava. Yanımda yiyecek var. Soğuktan da donmayacağım. Ama yalnızım işte. Denizin ortasında. (Ben mi seçtim bunu?) Ve işin garibi, korkmuyorum. Panik içinde değilim. Karayı bulmaya da çalışmıyorum. Kayık nereye sürüklenirse...belki daha açıklara...belki bir kara parçasına...Artık ne istediğimi bilmiyorum. Hiçbir şey umurumda değil. Olsa da olur olmasa da...Yine diplerdeyim...Sevmiyorum burayı...Artık sık geliyorum buralara...Sevmiyorum bunu...

2007-05-10

9 Mayıs 2007 Çarşamba - 23:15

I want to get lost...

Aklım karmakarışık. Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden; bütün vaktimi uyuyarak, birşeyler tıkınarak, tv seyrederek ya da bilgisayar başında geçirmek dışında. Hayatımla  kendimle ilgili herşey karmakarışık. Hiçbir şey bilmiyorum. Herşey bir anlamda anlamını yitirmiş gibi. İçimden hiçbir şey ama hiçbir şey yapmak GEL-Mİ-YOR! Dans etmek bile gelmiyor içimden. Herşeye karşı kayıtsızlık içinde hissediyorum kendimi.

Kaybolmak istiyorum...


Bazen ağlamak geliyor içimden. Kocaman bir ümitsizlik içinde hissediyorum kendimi. Herşey bomboş.

Ben bir salak çiçeğim saksıda, ormanda.

Neyin dışavurumu bu ruh halim bilmiyorum...

Ablam bana aylı yıldızlı çok şirin bir kitap ayracı almış...

8 Mayıs 2007 Salı - 01:54

Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. Köksüz hissediyorum kendimi. Daha doğrusu, koca bir ormanda bir saksı çiçeği gibi hissediyorum kendimi. Ormandayım görünüşte ama oraya ait değilim. Saksı nereye götürülürse ordayım ama oraya ait değilim. Oysa ben oradan oraya gitmek ya da götürülmek istemiyorum. Toprağa karışmak istiyorum. Köklerim toprağa girsin, derinlere dalsın istiyorum.



Turunç'taki aşık ağaçlar gibi, başka bir ağaca sımsıkı sarılmak istiyorum. Aşık olmak, çok ama çok sevmek ve hiç ayrılmamak istiyorum. Sevdiğimden ayrılmak istemiyorum. Kendi bahçemde ağaç olmak istiyorum. Başkalarının bahçesinde ziyaretçi olmak istemiyorum.





Son zamanlarda kalbini açan kimse var mı etrafta? Yoksa herkes kalbinin etrafına kalın bi duvar mı örmüş? Herkes gardını almış, ellerinde kılıçları herhangi bir saldırıya hazır bir konumda bekliyor. Herkes "Önce o." diyor. "Önce o kalbini açsın." Ben de dahil. Kalbimi açıp kırılmak istemiyorum. Riski almak istemiyorum. Karşımdakilere güvenmiyorum. Gerçi çok garantici bir durum bu. Önemli olan bu durumda kalbini açma cesareti gösterebilmek değil midir?

Aşk ve Gurur'u seyrettim. O zamanlar güzelmiş diye düşünüyorum. Evet teknoloji yok ama herşeyin keyfi başkaymış o zamanlar. Araba yerine atlı araba. Havayla içiçe, yavaş yavaş. Cep telefonu yok. Mektup yazıyorsun. Sonra cevap bekliyorsun heyecanla. Bir sürü hayale dalıyorsun beklerken. Aileler daha kalabalık. Evet belki daha çok sorun demek bu ama konuşabildiğin daha çok kişi demek bu aynı zamanda. Daha sıcak ilişkiler. Daha saf... Ampul yoook! Mum ışığı...Loş...O güzel, sıcak sarı ışık...Titrek...Tekdüze olmayan...

Karmaşık...Birşeyler değişiyor. Fırtına öncesi gibi. Ya da doğum. Yalnız kalma ihtiyacım bu kadar fazla ne zaman oldu bilmiyorum. Geçen seneden beri böyle. Eskiden korkardım yalnız kalmaktan. Denesem de beceremezdim. Artık korkmuyorum. Ve beceriyorum da.

Evlilik konusu kafamı çok karıştırıyor. Artık bunu düşünmek istemiyorum. Herhangi bir düğüne gitmek de istemiyorum. Çok sıkıldım.

Birisi olacaksa "İşte bu!" diyeceğin,
Sen de onun "İşte bu" su olacaksın.
Ve bunu denemeden bileceksiniz. - Tayfun Polat