2005-05-30

NikeDanceİstanbul :))

Cumartesi günkü NikeDanceİstanbul yarışmasında ben de vardım :)) Zaten reklamı ilk gördüğümde Sophia'ya hayran kalmıştım. Reklamın her versiyonunda televizyona kilitleniyordum. Yarışma yapılacağını öğrendiğimde de tabi ki havaya uçmuştum. Derslere katıldım. Ders sonunda verdikleri DVD'de yapmamız gereken dansı izledim. Kaç kere? Birkaç kere (hmmm). Yarışmanın tarihi belliydi. DVD, yarışmadan 1 ay önce elimdeydi. Ben dansa ne zaman çalışmaya başladım? 1 gün önce (aptal). Bunda biraz kendime, dansa yatkınlığıma ve dans geçmişime güvenmenin etkisi vardı. Çok hazırlanıp hayal kırıklığına uğramak istememek de vardı. Bir de hep "Kazanmak önemli değil, ben oraya eğlenmek için gidiyorum." düşüncesi vardı. Ne zamanki dansa çalışmaya başladım, kazanma hırsını da yoğun bir şekilde hissetmeye başladım.



Cuma, bütün bir gün, sabahtan akşama kadar çalıştım. Tam istediğim gibi yapamasam da dansı çıkarmıştım artık. Ertesi gün oldu; yarışmanın yapılacağı yere gittim. Aşağı yukarı 130 kişiydik. Gruplar halinde dansı ve kısa doğaçlamalarımızı yaptık. Doğaçlama yapacağımızı önceden bilmesek de esasında bu çok iyi birşeydi. Çünkü doğaçlama ile kendini yansıtma, ifade etme imkanına sahiptin. Bazıları doğaçlama süresini uzun kullanıyordu, bazıları kısa. Elemelerde -neden bilmem- süreyi kısa kullandım (aptal). Sahneden indiğimde finale kalacağımı hissediyordum-ki sezgilerim çok güçlüdür. Finalistler (ilk 40) açıklanırken heyecandan kalbim inanılmaz çarpıyordu. Numara sırasına göre gidiyorlardı. 4 kişilik 10 grup çıkıp tekrar dansı ve doğaçlamalarını yapacaktı. Bu durumun şöyle bir dezavantajı vardı: Heyecanla beklerken isminiz açıklanır açıklanmaz sahneye çıkıp dans ediyordunuz. Psikolojik olarak o heyecan sizi çok etkiliyor... Neyse, numara sırasına göre gidiliyordu. Benim numaram söylenmediğinde şaşırmıştım açıkçası. Çünkü çok emindim o sahneye tekrar çıkacağıma. "Acaba bir mucize olur mu? En sonunda ismim söylenir mi?" diye düşünüyordum (saçmalama! olur mu öyle şey!). Oldu. Çünkü finale kalan 2 kişi orada yoktu. Onların yerine ben ve bir kız daha çıktık sahneye. İsmimi duyduğumda zafer kazanmış gibi hissediyordum. Aynı zamanda da sahneye çıkarken savaşa gidiyormuş gibi hissediyordum. Şaşırmadan dansı yaptım. Doğaçlamada en son ben yapacaktım. Diğer kızın başlamasıyla doğaçlamayı bitirmesi bir oldu. Beklemiyordum bu kadar çabuk bitirmesini. Sahneyi ben devraldım. Doğaçlamaya girişim muhteşemdi. En azından çok gazdı. O an hatırlamıyordum neler yaptığımı. Birkaç hareketten sonra koşarcasına indim sahneden. Halbuki en son sen kalmışsın, sahneden indirilinceye kadar dans et di mi? Aklım nerdeydi bilmiyorum.


İlk 20'ye kalamadım. Çok üzüldüm. Halen de üzgünüm. Yine de 2. kez o sahneye çıkmadan dönmüş olsaydım daha çok üzülürdüm. Hamlık olmasaydı... Fiziksel hamlığı kastetmiyorum tabi ki. Ortaokul, lise zamanı kendi kendime müziği açıp dans ettiğim zamanlar vardı. Halen öyle yapıyor olsaydım kessin kazamıştım.İyi tarafından bakmaya çalışıyorum (1 günlük çalışmayla ve dans geçmişinle ilk 40'a kaldın), ama daha çok kötü yönlerini düşünüyorum (kazanamadım, 2. bir şans verildi ve kullanamadım). 2 gündür psikolojik olarak kendimi hırpalıyorum. Daha sonra nasıl düşünürüm bilmiyorum. Sandığımdan daha çok istiyormuşum kazanmayı (Bir reklam var. Ordaki gibi "istiyorum istiyorum istiyorum" :) .


Kazananlardan bazıları dansı yaparken şaşırmıştı ama doğaçlamada hepsinin ortak bir özelliği vardı: Kendilerini ifade eden dansı yapıyorlardı ve bundan keyif alıyorlardı. Sanırım asıl üzüldüğüm şey; dans benim için 'hayat' demek iken ve kendimi müziğe bırakmaktan daha çok keyif veren başka birşey yok iken bunu yansıtamamış olmak. Ablamın dediği gibi; "Bundan üzüntü değil, tecrübe almaya bak."