2006-12-24

.....Tango Pasión.....


Ben bu gece zehirlendim. Tango ile zehirlendim. İçime işledi. Dansları, müzikleri, herşeyiyle. Bir insan normalde bir gösteriye gittiği zaman çok beğendiyse gülümseyerek, mutlu mutlu izler. Ben? O kadar mutsuzdum ki seyrederken sanırsın çok üzücü, moral bozucu birşey seyrediyorum. Bu, canlı olarak 2. seyredişim. Bir 3.yü düşünmüyorum desem yalan olur. İzlerken nasıl yerimde duramama hissiyle ve uzun süreli bir çığlık atma isteğiyle oturuyordum ki anlatamam. Çıldırıyormuşum gibiydi. Hayat, orada, sahnedeydi. Dansçılar kana kana yaşıyorlardı, gözümün önünde. Ve ben seyrediyordum. O olayın, o hayatın, o dansın içinde olmak isterken...Delicesine...Anlatamayacağım bir tutku ve aşkla...Orada olabilmek için neler vermezdim ki...Tekrar hayata gelsem ne yapardım çok iyi biliyordum. Onları izlerken biliyordum.

İçimde böyle bir aşk varken kendimi tutmak niye? Tekrar hayata gelmeyi beklemek niye?

Ben dans etmek istiyorum.

Hayatım boyunca...

Dans...

etmek...

2006-10-15

Demo

Yalnız yaşamanın demosu...

Ablamla eniştem tatile gitti. Ben de onlara geldim. Gerçi onlarsız ev zaten bi garip, ilk defa yalnız yaşama deneyimine başlamak da garip-her ne kadar bikaç aydır bunu yürekten istemiş olsam da.

Eve gelirken "Gidince napiym acaba? Oyun mu okuyayım? Eşyalarımı mı yerleştireyim? Biraz tv mi seyredeyim? Bira ve çerez mi yiyim?" diye bir sürü soru kafama üşüştü. İlk defa yalnız kalacaktım sonunda. İlk defa hiçbir şey yapmak zorunda değildim başkaları için. Sadece kendim vardım. Varım. Ben ve benim istediklerim.

İlk başta ürktüm. Ama 2 saat geçti ve kendimi daha iyi hissediyorum.

Özgürüm :)

2006-09-25

hiyaaaaaaaayt!!!......

Msn messengerımda da yazdığı gibi: içim sıkılıyor içimm! Yapmam gereken veya yapabileceğim biiiir yığın şey var ama sanki görünmez iplerle elim kolum ruhum bağlanmış ve ben boş bi günüm olduğunda hiiiiç bişey yapmıyorum. Sonra da o hiiiiç bişey yapmamış olmanın verdiği vicdan azabıyla daha da kötü oluyorum. Zaten kötü hissetmeye pek bi meraklıyımdır. Bi iyi hissetmeye göreyim, hemen bi bahane bulurum kendimi kötü hissettirecek. (Yok, durum o kadar da kötü diil aslında. Sinirden böyle yazıyorum.)

Saat oldu 4. Ama benim uykum geldi biraz. Kestirmek istiyor canım. 1-1.5 saat kestirip Gilmore Girls'ü seyretsem...Sonra yine internete girsem...4te kestirmiş ve bütün gün nerdeyse hiiiç hareket etmemiş olduğum için gece bilgisayar başında pinekleyip uyuyamasam...Yoluna sokmaya çalıştığım uyku düzenimi düzene sokamasam...

Anlaşıldı. Bugün benden hayır yok. Olumsuz, negatif, aksi, huysuz vb günümdeyim bugün.

Uykum kaçtı. Bisiklete binsem...en azından daha faydalı bişey yapmış olurum. Hava da o kadar boktan ki, insanın bişey yapası gelmiyo. Tam bunalımlık hava. Evde takılıp dünyayla ilişiğini kesme, saçma sapan şeyler yeme, tv/DVD izleme, yataktan hiç çıkmama havası var. Ya da arkadaşınla boğazda boylu boyunca (Ortaköy'den Rumelihisarüstü'ne mesela, o derece yani) yürüme havası var. Zaten bende ortası yok ki. Vur deyince öldüren cinstenim ben :) Herşey evden dışarı adımını atana kadar aslında. Yani benim için öyle. Biliyorum ki, çıktığımda "Oh ne iyi yapmışım. İyi geldi." diyeceğim.

Mp3'ümü kulağıma takıp, sahilde bisiklete binmek...Biraz daha hayalini kurarsamm.....

2006-09-09

yeniden selam :)

Sonunda. Uzun bir aradan sonra. Sonunda. Yazıyorum.

Nerelerdeydim ben bunca zamandır? Bu arada neler mi oldu? Puff... Çok şey var aslında ama hatırladığım kadarını yazıcam sadece.

Mmmm..Bir kere, Kaş'a gittim 19 Mayıs'taki 3 günlük tatilde. Ve 2 kez deneme dalışı yaptım. İnnanılmaz zevkliydi (o zamanlar melankolikliğim sürmesine rağmen). Hem dalmak hem de tatil. Sonra, "Eternal Sunshine of a Spotless Mind". Beni çarpan az sayıdaki filmler arasında yerini aldı.  

Yine kendimle uğraşmaya, kendime dönmeye başladım. Bu benim için niye bu kadar zor bilmiyorum. Etrafımdaki insanlardan çok çabuk ve kolay etkilendiğim için bu süreçte yalnız olmam gerektiğine karar verdim.


Yani ayrı eve çıkıp tek başıma yaşamaya. Bunun için önce para kazanmalıyım. Bununla ilgili hayal kurmak o kadar hoşuma gidiyor ki.. Evimi döşeme, beni yansıtan, beni anlatan bi yer oluşturma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor. Ve gülümsetiyor. Ikea'ya gidip bişeyler alıp yavaş yavaş evimi döşesem...mmm...

2006-05-03

sanırım depresyondayım...

İçimden pek bişey yapmak gelmiyo. Evde olduğum zaman çıkmak istemiyorum. Çıktığım zaman da dönmesi zor geliyor. Ya da bazen dışarı çıkmışsam bile hemen eve dönmek istiyorum. Hem de ben! Sokak çocuğu olan ben. Varsa yoksa gezmek isteyen ben. Anlamsız bi yeme isteği de var bunların yanında. Yüzüm gülmüyor. Üşengeçlik var üstümde. Ve de karamsarlık. Sanki kafamın üstünde hep kara bir bulut var. Bazen yağmur da yağdırıyor...

Bi insan vanilyalı dondurma resmine bakıp dalıp gider mi?

2006-04-01

O

O kendisiyle çok fazla uğraşır, sürekli içinde didişir. Birşey yapmadan veya söylemeden önce çok düşünür-ya da bazen düşünmez. Çok düşünmesi onu geriye çeker. Sessiz olması veya enerjisinin düşük (!) olması bundandır. Tutuk oluşu da. Sanıyorum enerjisini düşünmeye harcıyor (gereksiz yere). O genelde arka planda insanları izler, dinler ve düşünür. Birşey yapmaya karar verdiğinde geç kalması olasıdır.

Fazla mükemmeliyetçidir. Kendisinden çok fazla şey bekleyip, genelde, yaptıklarını da beğenmeyip kendi kendisini sürekli ezer.

Bazen kendini ifade etmekte zorlanır. İnatçıdır. Herkesin fikrini alıp kafasının dikine gittiği görülmüştür.

Asi, yıkıcı ruhludur. Başkaldırıyı sever. Zaman zaman, bazı bazı, genellikle sık sık alıp başını gitmek ister. Kafasında neler neler vardır yapmak istediği de...Yapacak ama! Ona göre olmayacak birşey yoktur. Yeter ki gerçekten inan ve yürekten iste. Veya "Gerçekçi ol. İmkansızı iste!"

Güzeldir. Güçlüdür kızların çoğuna göre. Cesurdur. Takım çalışmalarını sever.

İlişki ile ilgili kararlarda zorlanır. Duygusal olarak bağını koparması uzun sürer.

Güveni sarsıldığında tekrar güvenmesi çoook zaman alır. Çünkü birisine ilk kez güvenmesi de uzun zaman alır.

Hep "Ben aslında şunu yapmak istiyordum." der. Yaptıklarını hep az veya yanlış bulur. Kendisini takdir ettiği neredeyse görülmemiştir.

İlgiyi sever. Sevilmeyi de sever. İlgi ve sevgisini de bunların değerini bilecek kişilere vermeyi çok ister. Birisini kabul etti mi (arkadaş veya sevgili olarak) onun için yapmayacağı şey yoktur.

Doğumgününü çok sever ve önemser. Bir türlü kendini sevememiştir ama. Küçük'üne ise tapar. Onu çok özlüyor. Geri gelsin çok istiyor. O'nu arıyor. Bulduğundaysa, işte o zaman kendini "TAM" hissedecek, biliyor.

Kim "O"?

Benim.

2006-03-27

ben kendimi iyi hissetmiyorum...

Son 1-1.5 haftadır, hatta ayın 12'sinde yaşadığım aydınlanmadan bu yana, hiç iyi değilim. Kendimde, daha önce tecrübe etmiş biri olarak, depresyon belirtileri görüyorum. Genelde ruh gibi dolaşıyorum ortalıkta. İçim boşalmış gibi hissediyorum. hiç enerjim yok. Hiçbir şeye. Her şeye üşeniyorum. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Sadece boş boş oturmak veya canım ne istiyorsa onu yapmak istiyorum. Mümkünse hiç konuşmamak...Kimseyle iletişim kurmamak. Yine içimde o gitme duygusu...Alıp başımı gitmek...Mağarama gitmek istiyorum. Tek başıma olmak.

Bugün bir ara çok kötü oldum. Sanki, karnımın olduğu bölgede, içimde bir delik oluştu bir anda ve içimdeki tüm enerjiyi, ruhumu, herşeyi, herşeyi süpürge makinesi gibi ya da ruh emiciler gibi içine alıyordu.

Derdim hayatla kesinlikle değil. Kendimle. Kendime hiç güvenmiyorum. Kendimden hep şüphe ediyorum. Bu herşeye yansıyor. Acilen buna çözüm bulmalıyım. Böyle devam edemem.

Ben kendimi çok mutsuz hissediyorum...

2006-03-25

13 gün önce yazılmış bir yazı

12 MART 2006 PAZAR 01:48 PM

Niye kendimi hep başkaları üzerinden tanımlıyorum ki? Başkalarıyla kıyaslama durumundayım hep kendimi. Onun o'su, şunun şu'su, bunun bu'su... Sonu gelmiyor ki. Ayrıca nereye kadar yapabilirim ki bunu? Kendimi ne zaman "TAM", ne zaman "KENDİM" gibi hissedebilirim ki çöpçü gibi veya pazara çıkmış gibi, insanların beğendiğim veya beğenilen, takdir ettiğim veya edlien özelliklerini kendime yapıştırmaya çalışırken? Kendim olamıyorken başkaları olmaya çalışırken istediğimi de bulamıyorum haliyle. "O ne isterdi? O n'apardı?" gibi bişeyler düşünmem gerekir.

Kendimi kendime kapalı hissediyorum. Sanki esas benin etrafını kozayla sarmışım, köşkümde tavanarasına veya ücra bir yere kaldırmışım da veya köşkümün arkasındaki ormana götürüp bırakmışım üstüne çalılar atmışım da gidip "BEN" diye başka şeyler aramaya çıkmışım gibi hissediyorum.

Kendimden niye korkuyorum ki? Niye Kendimi sergilemekten, kendim olursam sevilmemekten, dışlanmaktan, beğenilmemekten korkuyorum ki? Hep genel olarak, insanların çoğu tarafından kabul görme, sevilme, beğenilme arzusu. Buna yönelik hareket ediyorum. O yüzden hiç uçlarda olmadım. Olmak istedim veya belki öyleydim ama belki kendimi reddettim.

Ve mutlu değilim. Ne öyle mutluyum ne de böyle. Yani genel olarak sevilmeme rağmen neden mutlu değilim. Çünkü insanlar zaten beni seviyor olmuyor ki. Beni ben olduğum için seviyor oluyor ki. Ben olmayan birini seviyor oluyorlar.

Hiç kendim oldum mu? Kendim olmayı denedim mi? Hep Bayan Doğru, hep Bayan İyi, hep Bayan Uslu, Terbiyeli, Anlayışlı, Düşünceli, Fedakar vs vs vs. Hep diğerlerini düşünmek.

Ben bencil olmak istiyorum bu aralar. Kendi kendime takılmak istiyorum. İçime dönmek, kendimi keşfetme yolculuğuna çıkmak istiyorum. Bişey istediğimde bunu "Ben mi istiyorum, yoksa etrafı düşünen ben mi istiyor? Kim istiyor?" diye düşünüp istediğim şeyden emin olamamak, kim olduğumu bilmemek beni çok üzüyor.

İnsanlar kafalarının üstünde düşünce balonuyla dolaşıyor olsa benimkinde kocaman bold harflerle şöyle yazardı:
KİMİM BEN?


Kendimi bırakmak istiyorum. Hayat üzerinde çok fazla düşünmeden...İçimden gelenin kimin içinden geldiğini bilmediğim için içimden gelen herşeyi yapmak, kendimi hiç engellememek istiyorum. Bu beni kalabalık içinde yalnızlığa veya doğada yalnızlığa, zaman zaman asabiyete veya sinirliliğe, patavatsızlığa sürükleyecek varsın sürüklesin. Beni tanıyanların "Işıl, bu sen değilsin. Seni tanıyamıyorum." demelerine kada varırmış gibi geliyor. Çok normal. Ben bile kendimi tanıyamıyorken geçtiğim, geçeceğim süreçte bu çok normal birşey olacak.

Yaşadığım şeylere anlamlar yüklemeyi, onları dramatikleştirmeyi seviyorum. Şu yazdıklarımla beraber şunu hissettim: Sanki yanıma hiçbir şey almadan bir yolculuğa çıkmak üzereyim. Bugün, yarın. Çok yakında. Ama yanıma hiçbir şey almadan. Sadece kendim. Yanıma bavul alamam. Benim zannettiğim hiçbir şeyi yanıma almayacağım. Çünkü o şeylerin benim, gerçekten benim olduğundan emin değilim artık. Ve bu o kadar acı geliyor ki. Sanki kendimi çok uzun süredir aldatıyormuş gibi hissediyorum. Sanıyorum içimdeki burukluğun nedeni bu. İçimdeki, boğazımdaki yumrunun.

Bütün bunları yazmak beni o kadar rahatlattı ki kendimi içimi dökmüş gibi hissediyorum. N'apacağımı, n'apmak istediğimi biliyorum. Hayata bırakmak istiyorum kendimi. Kendimi hiçbir şeye zorlamak istemiyorum. Hiçbir şeye mecbur değilim. Hayatı kana kana içmek, kendimi suyun içine bırakmak istiyorum.

Hayat içinde kendime çıkış yolları bulabiliyordum. Birilerinden davranış kapmak gibi. Durumlar karşısında örnek aldıklarım , yaptıklarını doğru bulduklarım gibi davranarak kaçabiliyordum kendimden. Ama oyunculukta bunu yapamıyorum. Kendim olmak durumundayım. Sanırım durumu tetikleyen de bu oldu.

Oyunculuk yapamayacak, oyuncu olamayacak olsam bile, ki bunu düşünmek bile istemiyorum, sırf bu yolculuğa beni çıkardığı için 25 yaşında aldığım "Oyuncu olmak istiyorum." kararım için kendime minnettar kalacağım. Hatta, bu yolculuğun beni çok iyi bir oyuncu yapacağına inanıyorum.

2006-03-22

I'm lost...

Kendimde diil gibiyim bu aralar... Garip hissediyorum. Hayatın dışına çekilmiş gibiyim. Derslerim bittiği halde okulun kapısında bişeyler bekler gibi dakikalarca duruyorum. İnsanlarla konuşmak gelmiyor içimden. Hatta kaybolmak istiyorum. Onlar oradayken beni fark etmesinler istiyorum. Rüyalardaki gibi. Ordasındır, herşeyi izliyosundur ama kimse seni fark etmez. Hayattan kopmuş gibiyim. Biraz durup dinlenmek nefes almak istiyorum. Sessiz sakin dingin bir yerde oturup ruhumun bana yetişmesi için beklemek istiyorum. Kalabalık içinde yalnızlık... 
Kendimi kaybolmuş hissediyorum.....

2006-02-14

...


Baharı mı beklemeli?...

Baharı beklemeli...

Yeniden yeşermek için...

Ben yorulmuşum... Biraz kendi başıma kalmalıyım... Kendimi dinlemek için...

Kendime ihtiyacım var...

2006-01-31

özlemişim sahneyi :))

Okul açıldı bugün. Sahneye çıkmayı, okul ortamını çok özlemişim. Her egzersizde sahneye çıktım nerdeyse. Mor eteğimi de giydim :)

2006-01-17

Yaşadığımı hissediyorum!

Sonunda kendime gelmeye başladım. Yaşadığımı hissediyorum. Bu sene ilginç bir yıl olacağa benziyor. Hiç hesapta yokken bayram tatilinde New York'a gittim. Dün akşam döndüm. Rüyalarımın şehri :) 5 gün kaldım. Belki hakkıyla her yerini gezemedim ama aklım kaldı. Ve hayal ettiim kadar varmış. Bi Bodrum vardı çok sevdiğim yer (yani büyülü olan ve kendime getiren ve neredeyse hiç düşünmeden yaşayabileceğim) New York da özel yerlerimden oldu.

Ben aslında başka şeylerden bahsedicektim. İşte böyle oluyor. Oturuyorum yazmak için ve başka başka şeyler yazıp kalkıyorum.

Artık hayat felsefem istediğimi yapmak üzerine. Yaşamak istiyorum ben. Kendime gelmek, silkelenmek, ipleri elime almak bazen de bırakmak. İnsanlar(beni tanıyanlar) bendeki değişikliği fark ediyor. Daha iyi, mutlu gözüküyormuşum. Ben de öyle hissediyorum. Biraz da melankolik. Büyüyormuşum gibi hissediyorum aynı zamanda. Sanki şu son birkaç ayda olgunlaştım. Bi anda bikaç basamak atlamışım gibi. Garip bi duygu. Bu aralar duygularım için "garip" kelimesini çok sık kullanıyorum...

Yavaş yavaş kendime geliyorum. Mutluyum bu aralar. Bu sene nasıl bir sene olucak çoook merak ediyorum...