2008-12-10

Hay Bin Kunduz !!!

"Ben artık evliliğe inanmıyorum..Evlilik, günümüzde geçerliliğini yitirmekte olan bi kurum bence..Çünkü..bıdı bıdı..bıdı bıdı bıdı..bıdı bıdı.." diye atıp tutan ben, odamdaki fazlalıkları ayıklama girişiminde karşılaştığım dekorasyon dergilerine bakarken, bi baktım ki malum kişiyle ilgili hayallere dalmışım. Evlenmeye karar vermişiz de evimizi döşeyeceğiz filan. Yüzümde bi gülümsemeyle sayfaları çeviriyorum. "N'oluyo?" dememe fırsat kalmadan "Teklif etse n'aparsın?" diye kendime sorarken buluyorum kendimi. "Ya, biliyorum şu aralarki düşüncelerini. Biliyorum zor geliyor sana karakteri. Çektirir de sana. Ama 'EVET!' diyip atlardım boynuna." demez miyim! "Ama..ama.." diye kalakaldım.

HAY BİN KUNDUZ YAAA !!!

hofff...

2008-12-01

1 Aralık 2008 Pazartesi

Sesler..bi hareketlilik var. Hmm anladım. Kahvaltı edilmiş. Hazırlanıyorlar. Kalktım. Şiş bi surat (O kadar geç de yatmadım. Bişey de içmedim. Ağlamadım da..neyse..). Pazartesi (surat ekşitme). Biraz sütlaç, biraz beyaz peynirle bir dilim ekmek. Çay. Ev ahalisi (işi gücü olan insanlar) gidiyor. Gazeteye göz gezdirme. Salonun güneş vuran kanepesinde -güneş kaçmadan- biraz kitap okuma(güneş vururken orda oturup bişiler okumak çok keyifliymiş yeni keşfettim). Hava da çok güzelmiş. Kalktığımdan beri beynimin bi köşesi: "Aç..hadi aaaç..ne duruyosun..sen de istiyorsun..aç.." Evet doğru, istiyorum, ama 1-2 bölüm izlicem. En fazla 3. Windows is opening. Nerde kalmışız? Mmmm...5.bölüm.Kahve ve bisküvi..Sonra 6..cips..o-oo biri beni durdursun..neyse..7..geçen günden pizza vardı..ara..biraz ara ver.."Akşamki çalışmaya gitmiceksin galiba?" Noop..o zamaan chicken wings and coke..ve bölüm 8..e sezon bitsin bari..sütlaç eşliğinde bölüm 9.

Bugün böyle geçti. Gerçekten..böyle(ce) geçti. Yani..kendimi anlayamıyorum..eğer bişeyler yapmış olsaydım, en azından akşam çalışmaya gitmiş olsaydım dicektim ki "Bir günü istediğim gibi geçiremedim." İstediğim gibi geçirdim (ya da istediğimi sandığım gibi, emin olamıyorum şu durumda) ve diyorum ki "Bugün böyle geçti."

Give yourself a breeaak!

2008-11-28

"Rağmen varolabilmek"

"Korkmadığımız ve savunmada olmadığımız zamanlarda güzelleşiyor ve daha anlamlı bir hal alıyoruz, üzerimizdeki örtünün yükü hafiflediğinden. Ama çoğu zaman, acımasız çalışma koşullarının, klişeleşmiş sosyal ayinlerin ve yakın ilişkilerimizdeki abartılı beklentilerin ortasında savrulup, şartlanmalarımız doğrultusunda kendimizi dış dünyaya endeksleyiveriyoruz. Bir başka deyişle, yaşantılarımızın başlangıcının bizden değil çevremizden kaynaklanmasını beklercesine kendimizi dış etkenlere bırakıverme eğilimindeyiz, zedelenme ya da anlaşılamama korkularımızdan ötürü risk almaktan kaçınarak. Genelde, duygusal girişim yönü yeterince gelişmemiş bir toplumuz. Yaşatılmayı bekler halde gibiyiz ya da saldırgan öğeler içeren duygusal çıkartma harekatlarının girişim olduğu sanısındayız. "Rağmen varolabilmek", dış etkenler ve diğer insanlar bizi nerelere çekiştirirlerse çekiştirsinler kendimiz olmaya çalışmak karşılığı olarak kullandığım bir deyim (ne hoş:). Söylemesi kolay, uygulaması zor da olsa bu deyim bir kenarda dursun derim, fazla tozlanmadan (katılıyorum:)."

Wanna be an "artist", an artist just like Otto Rank defines..

Bu aralar okuduğum kitap, Engin Geçtan-Hayat, beni mutlu ediyor. Çünkü düşündüğüm şeyleri bir başkası da düşünmüş ve benim yerime bunları çok güzel toparlayıp yazmış :) Gerçi bu yapacağım alıntının şu sıralar düşünmekte olduğum şeylerle bir ilgisi yok. Otto Rank diye birinden bahsediyor kısacık. Yaptığı tanım hoşuma gitti.

"Otto Rank vaktiyle insan tiplerini tanımlarken 'artist' tipi insanlardan söz etmişti. Onun 'artist' olarak tanımladığı insanın, resim yapan, müzik besteleyen ya da yorumlayan, tiyatroda ya da filmlerde oynayan kişilerle pek ilgisi yok. Rank'a göre 'artist', yaşantılarında en uygun tepkiyi en uygun zamanda gösterip çevresinde gerekli değişikliği yaratarak etkin olabilen biridir." ..konumu ne olursa olsun kendi hayatını yaratma gücüne sahip biri..

Sumru Hoca'nın dersinin adı "Yaşama Sanatı"dır. Aklıma geldi kitapta yukarıdaki bölümü okuduğumda. Zaman zaman da gelir aklıma...Sumru Hoca...derste anlattıkları...yaşama sanatı...

2008-11-25

...lık/lik bir ilişki

İlişkide yaşanan zaman, karşındakini 'onun kafanda yarattığı'na dönüştürmeye çalışıp sonunda bu çabalardan bıkıp usanarak ayrıldığın ya da tam tersi, bunu başarıp "happily ever after" yanılsamasıyla geçen bir zaman olmamalı aslında.

İlişkide yaşanan zaman, karşındakini 'onun kafanda yarattığı'ndan sıyırıp onu olduğu gibi görmeye çalışıp sonunda olduğu haliyle kabul edemeyip ayrıldığın ya da tam tersi, onu olduğu gibi kabul etmeyi başarıp "happily ever after" gerçekliğiyle geçen bir zaman olmalı.

Olmalı olmalı da...bunu söyleyen ben bile yolumu şaşırıyorum bazen. Sonuçta herşeyi 'istediği'ne dönüştürmeye çalışan bir varlığız. Doğanın bile içine sıçmıyor muyuz afedersiniz?!

2008-11-24

orada kendimi garip bir şekilde rahat hissediyorum...








Canım sıkkın olduğunda oturduğum ya da çok yorucu bir günün arada deresinde rahat koltuklarında uyukladığım(hatırladığım kadarıyla iki kere yaptım bunu), bazen durağa giderken kitap okumalığına ya da insanları seyretmeliğine biraz oturup yoluma devam ettiğim yer. Pitstop. Orası kendimi evimdeymiş gibi rahat hissettiğim, tanıdığım tanımadığım insanlara açık olan odam gibi. Garip ama gerçek..

"The ties that bind us are sometimes impossible to explain.


They connect us even after it seems like the ties should be broken.

Some bonds defy distance...and time...and logic...

Because some ties are simply...meant to be."


And these ties need time to be broken...

2008-11-19

As we know:

"Life is the most fragile, unstable, unpredictable there is."

2008-11-16

Grey's...

-What's the point? The world is a horrible place. It makes absolutely no sense to try to be happy in a world that's such a horrible place.

Yes.

-What?

Yes, horrible things do happen. Happiness in the face of all of that--that's not the goal. Feeling the horrible and knowing that you're not gonna die from those feelings, that's the point.

Bir sorun yaşadığımda hayatın bazen bir kitapta, bir filmde, bir birşeyde karşıma o sorunla ilgili bazen çözüm, bazen fikir sunması..ilginç..

Hayata dair deriiin düşünceler içerisinde olduğum "What's the point? WHAT'S THE POINT!!!" diye ortalıkta dolaştığım şu günlerde, Meredith'in psikiyatristiyle konuşmasından yaptığım şu alıntı içimi rahatlattı biraz.

2008-11-05

Engin Geçtan - Hayat

"Pek çok insan beklenti yükledikleri insanları sevdiğine inanıp, aralarındaki bağın gelişip zenginleşmesine katkıda bulunmamasına rağmen o insanlar tarafından "yaşatılmayı" bekleyebiliyor. Oysa, hayatımızın ilk dönemlerinden bugüne taşıdığımız alacaklarımızı, yetişkin insan olarak kurduğumuz ilişkilerden "tahsil etme" hakkına sahip değiliz. Bu talebimizde direndiğimizde, genellikle kendileri de tahsilat peşinde insanlarla karşılaştığımızdan, ilişkilerimiz düş kırıklığıyla sonlanıp tükeniyor. Ancak, yalnızca başkalarının değil, kendimizin de masum olmadığını, kendimizi ve onları yargılamadan kabul etmeye başladığımızda, çocukken yitirdiğimiz masumiyetle biraz olsun yeniden buluşma umudunu taşıyabiliriz."

2008-11-04

dedi ki:

Yaptığın birşeyi sevdiğin biriyle paylaşmak..anlamlı kılabiliyor..bu tek kişi olsa bile..

...

Yaşamaya devam etmeyi sağlayan şey nedir? Hayatı anlamlı kılan şey...

Biri bana söylesin...

...alıntı...

"İşin ironik yanı, bu sivri kadını izlerken, birlikte olduğu erkeği sahiden seven tüm kadınların bir olduğunu görüyoruz. Heyecandan saçmalamalar, gurur nedir çoktan unutmalar, ona yemekler yapmak için gereksiz alışverişler yapmalar, sabahın köründe kalkıp adamın kıyafetlerini ütülemeler, bir yandan okul meydanlarında kitleleri harekete geçirmek için çırpınırken, bir yandan da sevdiği adamı elinde tutmak için stilini, hatta kendini toptan değiştirmeye hazır olmalar... Buraya kadar bildiklerimiz içimizi rahatlatıyor, değil mi? İki insan isteyince her şey olur diye düşünerek, kendi karışık kafamızı teselli ediyoruz. Ancak esas soru hala orada duruyor: Özünü nereye gömüyor kişi? Okulun o yakışıklı çocuğu ile apayrı idealleri olan o zor kadın hala aynı insanlar değil mi? Zaman, çevre ve yaşlar değişse de, yeniden bir kavşağa varmayacak mı hayat? Yoksa yeşilçam filmlerinin bize ezberlettiği "ayrı dünyaların insanıyız" klişesinde haklılık payı var mı? Kadın-erkek, ekonomik sınıf, ülke, din, dil, siyasi görüş, yaş, hayata bakış, eğitim, hay huy derken, ayrı ayrı milyonlarca dünya mı var sahiden? Sevmek, iki ayrı dünyanın birbiri içinde eriyip gitmesine yeter mi?"


2008-10-28

"Biteceğini düşündüğün bi ilişkiye neden devam etmeli?" demek, "Öleceğini bildiğin bi hayatı yaşamaya neden devam etmeli?" demek gibi.mi?

2008-10-23

EgoTest Demo :p

Ruh Hali - Hayalperest
Zevk seçimin basit şeylerin hayatını güzellleştirdiğini gösteriyor. Rahatlamak, gevşemek;işte sen bunu seviyorsun ..
Romantiksin ve doğanın sade güzelliklerinden hoşlanıyorsun. Uçsuz bucaksız tabiat manzaraları seni rahatlatıyor.
Müzik hayatının fonunda çalsın istiyorsun. Gerçek dünyadan bir süre de olsa kopmanı ve rahatlamanı sağlıyor.
Sanat söz konusu olduğunda, hassas bir göz ve birikime sahip olduğunu bilmek hoşuna gidiyor. Biraz ukala olmakla birlikte, alışılmadık ve deneyimlere açıksın.
(2.kez yaptığımda yukarıdakilere ek olarak)* Limitsiz hayalgücüne sahip maceracı birisin. Tamamen hayalperestsin, boş vakitlerinde bolca düşünürsün.

Eğlence - Firari
Tatilde deniz, kum ve güneşin olduğu her yere gidebilirsin. Sürekli aktivitelere ve turlara katılmak sana göre değil. Tatil, pilleri yeniden doldurmaktır.
Tutkularının sana yön vermesini seviyorsun.Muhtemelen yalnız vakit geçirmekten zevk alıyorsun, içgüdülerin ve merakın seni bütün dünyayı keşfetmeye zorluyor.
Gündelik yaşantından uzaklaşmayı seviyorsun. Güneş, hayatın yavaş akması sana keyif veriyor. Hiçbirşeyin keyfini kolayca kaçırmasına izin vermezsin.
Seni rahatsız eden şey nedir? Etrafındakilerin daima bakımlı, sıkı vücutlu ve çekici gözükmelerini istiyorsun. Kilolu,tüylü,kıllı hiçbir şeye tahammülün yok.
* Hiperaktif - Fiziksel aktivitileri seviyorsun maceracı bir ruhun var.

Alışkanlıklar - Yeni Nesil Fanatik
Her ne kadar sağlıklı yaşam fikrini desteklesen de, vazgeçilmezlerin var ve açlığını mutlaka gidermelisin. Tercihin "büyük" porsiyon..
Evinde, tarzını olabildiğince yansıtmaya çalışıyorsun. Etrafındaki herşey sana kendini iyi hissettirmeli.
İçeçek seçimin yeni şeyler denemekten kaçınmadığını gösteriyor. Farklı bir zevkin var.
* Keyif Düşkünü - İyi görünmek senin için sıradan bir durum. Ama ceplerini hafiflettiği de bir gerçek.Ama önemli olan kendini iyi hissetmen.
Evinde samimi , konforlu bir ortamı tercih ediyorsun.Herşey senin elinden çıkmalı.

Aşk - Aşk Böcüğü
Aşk senin için uzun bir bağlılık demek. Kendini adamak, fedakarlık ve sevecenlik..
Özgürlük senin için, her zaman, her yerde iletişim kurabileceğin teknolojiye erişebilmek.Her an yeni kapılar açabilmelisin.
* Senin için özgürlük anı yaşamak demek. Oldukça gözükarasın ve önüne çıkan fırsatları değerlendirmekten çekinmiyorsun.

www.visulog.com

Hiç fena değil :)

"Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri haraket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar."

Engin Geçtan insan olmanın ikilemini böyle anlatmış.

2008-10-11

Ve aydınlanma !

Şimdiye kadar hep bir süre sonra kendini adadın, ayak uydurdun onların hayatına inanılmaz bir şekilde ve buna karşılık onlardan da bunu yapmalarını bekledin-ki yapan da pek çıkmadı şimdiye kadar. İstediğin gibi yaşayamadığın için bir süre sonra sıkılan sen oldun. Sorun onlarda sandın. "Doğru kişi değil." "O da değil." "Huff..." Doğru olmayanlar onlar değildi. Doğruydular-en azından kendilerine göre-, sense eğriydin. Kendini onlara göre eğrilttin. Onlara eğ(r)ildin. Belki dümdüz, dimdik bir doğru olursan esnek biri olamayacağını sandın. Seni o gücü hissetmekten alıkoyan (korku) neydi bilmiyorum. Ya da belki de sen kendin onlara göre eğ(r)ilmezsen doğrularınız kesişmez sandın. Olması gereken sandığın gibi kesişim diil belki de..Düşüsene, kesişen doğrular bir süre sonra ayrı yönlere gider..gitmek zorundadır..Ayrı yöne gitmeyen doğrular? Hangi doğrular?

Belki de bu yüzden kendi hayatımı yaşayamadığımı hissediyorumdur. Hep birilerine göre hep birilerininki-ki kimseyi suçlayamam bu tamamen kendi seçimimdi. Böyle kabul görecektim sanki.

Hop hop değiş tonton! *

Bundan sonrası da benim seçimim: Kendi hayatım. Kendi seçimlerim. Kendi tarzım. Böyleyken "birlikte paralel gittiğim"dir sağlıklı olacak olan. Ve doğru olan :)

*NiL'in köşe yazılarından birine gönderme olarak..

yolda orda burda şurda giderken aklımdan geçenler..

Iceland* - sonu görmek ama oralarda dolanmak geri de gidememek-
olmadığı ama olmasını istediğin insanla,sonrakiyle kıyaslamak..ya da bazen öncekiyle..
bitirmek için kendine nedenler yaratmaya çalışmak..herşeyini kafaya takmaya başlamak, olanı da olmayanı da (kurgulayak)..
sonra ruh halini bu düşüncelerin suçlusu görmek..
kendini kandırıp kandırmadığından emin olamamak..tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan gibi..

yolda orda burda şurda giderken aklımdan geçip cep telefonumun notlar kısmına düşenler...


*Me and You and Everyone We Know filminde bir yer..

2008-10-05

öyle işte...

Sanırım depresyona giriyorum ... Sınırda(mı)yım ...

Son zamanlarda sinirliyim. Çabuk sinirleniyorum. Ağlamaklıyım. İçimden bişey yapmak gelmiyor. Kendimi zorlayıp içimden bişey yapmayı getirsem de mutlu olmuyorum. Yani nerde ne yapıyor olursam olayım mutlu olmuyorum. Bu yüzden daha da kötü hissediyorum kendimi. Genelde saçma sapan, iç sıkıcı, güne sıkıntılı başlamama neden olan rüyalar görüyorum. Uykumu almış olsam da gün içinde 1-2 saat uyuyabiliyorum. Bazen hayata yabancılaşıyorum.

vs...

vs...

vs...

What if ?


"If You Want The Rainbow, You Gotta Put Up With The Rain."

I want the rainbow, yes. What if, I don't have an umbrella?

- What if, you don't need one to put up with the rain? Or what if, it was the umbrella that made you NOT put up with the rain, while you were thinking you were? What if, it was the umbrella that made you think you had the rainbow, the fake rainbow?

I think it is this feeling, this clarification, that is bothering you lately. That is making you think that "Do I really, actually have the strength to put up with the rain?". Is it so?

2008-09-26

The thing about addiction is...

The thing about addiction is it never ends well. Because eventually whatever that is getting us high stops feeling good and starts to hurt.

Still they say, you don't kick the habit till you hit rock bottom.

Because no matter how badly a thing is hurting us sometimes letting it go hurts even worse.

Grey's Anatomy'den...

Mama - Do you...Do you think she really loved him? Cristina?
Derek - I think she loved the best way she would have.
Mama - And that would not have been enough for you either?
Derek - No. Not enough for me either.
Mama - So you would have ended it too?
Derek - Well...Burke and I are built differently. He's stronger than I. He's strong enough to...we're not built the same.
Mama - Honourable man are always built the same.
Derek - So you think I am an honourable man too?
Mama - Do you know when to walk away?
Do you know when not to take less than you deserve?
If you do, than you are an honourable man.

or woman.


2008-09-24

F...

"F.ck you
F.ck me

F.ck children

F.ck peace..


F.ck peace.."


* Me and You and Everyone We Know filminden..
Sabahın 7'sinde uykum kaçtığında içimden geldi..

2008-09-22

Bazen biri birşeyi öyle güzel simgeselleştiriyor ki, aklın alıp başını gidebiliyor nerelere..

Mesela,



Birisinin sözüydü hatırlamıyorum kimin; "Sevmek birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır."

Bazen herşey çok basit bi şekilde önünde duruyor işte. Ayaklar(kişiler), vücudu(ilişkiyi) taşır; hem yük olarak, hem yön olarak. Ayaklardan biri veya ikisi birbirine dönük olsa..........veya dışa dönük olsa.......olmuyor işte. O ayaklar yan yana olmalı. Bazen bitişik, bazen omuz genişliğinde, bazen bacak bacak üstüne. Ama hep paralel.

Bu kadar basit(!). Yürümek aslında bu kadar basit. Yürütmek ? Bebeğe yürümeyi öğretmek gibi. Sakatlık yoksa yürür. 6 ayda da yürür, 1 yılda da yürür, 1.5 yılda da.

Anlamak keşke bu kadar zaman almasa..İnsana, anne körlüğünde, bebeği kendine sağlıklı, dünyalar güzeli bi varlık gibi gelmese..

herşey çok daha kolay olurdu..


Not:
Söz Antoine de Saint Exupery'ninmiş.
Fotoğraf, "Me and You and Everyone We Know" filminden.

2008-09-04

Hiç dönmek istemedim...

Bana kalsa, o nerde ben orda olayım.

Bu beni korkutuyor.

Bağlanmak beni korkutuyor.

2008-09-02

Derken...

Kendimi şanslı hissediyorum derken herşey bi anda bitiverdi. Hayat bir kez daha gösterdi ki plan yapmak boşuna. Hayatın akışı seni nereye götürüyorsa, götürecekse o. İşin bittiği haberi ilk geldiğinde daha umutluydum. Şimdi "N'olucak bundan sonra?" diyorum..belirsizlik..yine.. Bi sürü yeni iş başlamış, başlayacak.. İstiyor muyum gerçekten? Sadece para kazanmak, yüzümü göstermek için içinde yer almak için yanıp tutuşmayacağım işlerde yer almaya çalışmak kendini para için satmaktan ne kadar farklı acaba? Çok mu abartıyorum acaba? Öyle bi lüksüm yok mu acaba? Acaba?

Sonbahar geldi..Haylazlık zamanı gitti..Sev-mi-yo-rum! Sonbaharı sevmiyorum! İhtiyacım var. Halen kendimle olmaya, haylazca zaman geçirip kendimle olmaya ihtiyacım var. Yapılacak da tonlarca iş var. Beklesin. Koşturmak istemiyorum. "60 saniyede organize olmak" diye bi kitap aldım. Kafamın içini, odamı, ilişkilerimi, işimi, hayatımı organize edecek.

Pelin'le geçen sene 1 Eylül'de deniz kenarında bi şezlongda yanyana uzanmış yatarken "1 sene sonra bugün hayatımız ne kadar farklı olacak acaba?" demiştim. Hayatımda ne farklı söylüyorum: 10.5 aylık bi ilişkim var; bi de cv'me birkaç iş ekledim. İlk anda aklıma gelen bunlar. Bakalım seneye 1 Eylül'de hayatımda ne farklılıklar olacak?

"Ne farklılıklar olsun isterdin?" diye soracak olursanız:
  • Kenarda birikmiş param olsun.
  • Beni geliştirip bana bişiler katan bi rolle iyi bir sinema filminde rol almış olayım.
  • Televizyonda düzenli para getiren bi işim olsun.
  • Evime çıkmış olayım.
  • Umutla sadece benim canımı sıkan şeyler artık canımı sıkmasın.

derim.

Keşke olsa..

2008-08-17

Ne zamandır yazmak istiyordum; sanırım zamanı geldi.

Kendimi şanslı hissediyorum. Bodrum'dayım. Hem çalışıyorum hem tatil yapıyorum. Yalnız yine fark ettim ki bir yere tatil için gelmekle yaşamak üzere gelmek arasında fark var. Bu yer çok sevdiğin, "rüya yerim" dediğin bir yer olsa bile..Garip bi duygu. Biraz arada kalmış gibi hissediyorsun. Bunu ilk 4 sene önce yaşadım. Ama bu yer bu sefer Bodrum olduğu için kendimi şanslı hissediyorum. Şimdilik "Alıp başımı bi gidebilsem, uzaklaşabilsem buralardan şunları şunları yapardım, kafa dinlerdim, kendimi dinlerdim, huzura kavuşurdum" dediğim şeyleri yapamadım. Belki de yapmadım. İnsan istediği şey gerçekleştiğinde biraz afallıyor galiba önce. Ya da ben kendi başıma kalmaya çok alışık diilim. Duruma adapte olmam zaman alıyor olabilir. Ne kendimi oyalıyorum ne de kendi içimde kayboluyorum. Kaybolmaya çalışamam şimdilik zaten. İçerisi karanlık korkuyorum..Gözlerim karanlığa alışsın biraz.. Ne olursa okumaya dalmış durumdayım şu aralar; kitap(ki bitti çok sıkılıyorum bu duruma), haftalık dergi, aylık dergi, gazete ve ekleri. Uzun zamandır okumayı bırakmıştım. O yüzden bu herşeyi okumak üzere sömürme halinde olmak hoşuma gidiyor. Televizyon yok. Olmasına da gerek yok. Hiç aramıyorum. Çok sıkılmışım belli. Oda arkadaşım dizi izlerse ona takılıyorum tabi . Aslında film falan izlesek o da güzel olur :) Onun dışında ı-ıh..istemiyorum..

Gevşemiş durudayım biraz. Biraz huzursuz. Deniz rahatlatıyor. Hilal, Dolunay, Yakamoz kardeşler iyi geliyor. Müzik iyi geliyor. Bi gece uyku tutmadı; taşınacağım evde odamın hayalini kurdum o da iyi geldi :) duvarlarımı mora boyayıp krem renkli bişilerle kontrast yapmayı düşünüyorum. Yatağım iki kişilik olacak. Yatak örtüm rengarenk. Bi de cibinliğim olsa.. TV hemen olmasa da olur. Mumlar olacak hemen her odada. Laptopum da olmalı. Grey's Anatomy sezonları. Bitmek bilmeyen panaromik "Son Yemek" puzzleım çerçevelenmiş, yıllardır toplamaktan bıkmadığım hatta hayatımın sonuna kadar belki de toplamaya devam edeceğim kartlarımdan yaptığım bir-iki kolaj da çerçevelenmiş evimin duvarlarını süslüyor. Bi de tabi ki çekilmiş bi sürü fotoğraflar..İçim açıldı..

Nil bu hafta yine güzel yazmış. "İnsan kendine, süper karışık sorular kokteylleri hazırlayıp, onlarla sarhoş oluyor. Sağa sola çarpıp, evini bulamıyor icabında. Halbuki hiç gerek yok. Basit sorulara cevap vermek, insanı ayık yapar. Ayık tutar. Mesela şu: Kimsin sen? Seni ne mutlu eder? Öyle basit ve çocukça bir soru ki, insan cevabına yeltenmeyebilir. Gibi gelebilir. Fakat dönüp dönüp bir daha bakın bakın bakalım. Kolay mı cevabı. Kesinlikle değil. Hele benim gibi, beyninin kabloları karışmış bir tip için. En kalın iki kablo bunlar bile olsa, gö re mi yo rum bile! Sustum ben, kendime bu soruları sorunca. Aklıma hemen, herkese giden cevaplardan geldi. Ama yolladım. Cevap da basit olmalı. Bir paragraf olmamalı. Öyle politik, yapay olmamalı. Dümdüz bir cevap olmalı. " Okuduğumda özdeşleştim Nil'le. Ben de sustum kendime o soruları sorduğumda. Halen cevap bulmuş diilim. Gerçi biraz önce dediğim gibi "..ne de kendi içimde kayboluyorum". Düşünüyorum.

Geçen gün ablamla konuşuyorduk ilişkiler üzerine. Dedi ki "Olmazsa olmaz listen olsun. İlk başladığında 'Şu da olsun bu da olsun' diye kendini kaybediyorsun. Sonra eliyorsun. Tüm ilişkilerin için yapabilirsin bunu. O ilişkilerinde bi eksiklik varsa 'Hayatımın sonuna kadar bununla yaşayabilir miyim?' diye düşün. O eksiklik olmazsa olmazlarının bir parçasıysa ve giderilemeyecek bir şeyse geriye yapacak pek bişey kalmıyor. " Bunun üzerine de düşünüyorum. Henüz bi ses seda yok.

Nil bir de " Herkes kendini, arada bir balkondan sarkıtıp sopalamalı. " demiş. Çok güldüm :) Bence de herkes kendini bi ara sopalamalı. Bi balkon bulmam lazım. Şöyle güzel bi balkon...

2008-06-18


..bir şey eksik..nedir..bilmiyorum.....

..ve bir şey fazla..neden..bilmiyorum.....

Yine Siyah Süt'ten

..."Çok fazla düşünüyorsun" diyor. "Bu yüzden bu kadar sıkıntıya sokuyorsun kendini. Her şeyi ince ince düşünmek zorunda mısın? Önce yaşa sonra düşün. Sen hep önce düşünüp sonra yaşıyorsun. Düşünmeden yapamaz mısın?"
"Bilmem" diyorum. İlginç geliyor bu saptama. "Düşünmem lazım".

Bana bir yerlerden tanıdık geldi yazanlar..epey tanıdık :))

2008-06-08

Siyah Süt'ten

"...Huzursuz bir ruhsun. İlla bir yerlere yetişmeye, illa birşeyler üretmeye çalışıyorsun.
...Tek bir iş yap tek bir zaman diliminde. Ne bu acelen? Ne geçmiş ne gelecek var. Sadece ve sadece şu ana ver kendini. Dem bu demdir, dem bu dem.
...Sen hiç elinde oltayla denize koşan balıkçı gördün mü? (Çok güldüm bu cümleyi okuduğumda) Göremezsin. Çünkü balık kovalamaz balıkçı dediğin. Bekler ki balık kendine gelsin. 'Yani?' Yani canım bekle, deniz sana gelsin.
...Açık bir kitap gibi kabul edeceksin şu koskoca kainatı. Okurunu bekleyen bir kitap gibi. Her gününü ayrı ayrı okumak lazım. Ne geçmişe ne geleceğe odaklanacaksın. Aslolan şu andır. Sayfa sayfa gideceksin.
...'Peki ne yapmalıyım?' Bence bir gün bu 'ne yapmalıyım' sorusunu sormayı hepten bırakmalısın ya, neyse. Son tahlilde kendi içinde hepimizle tek tek barış imzalaman lazım..Ne yazık ki sen henüz bunu yapacak konumda değilsin. Şimdilik sadece ayıklıyorsun kendi içindeki sesleri. Bunlardan bir kısmına 'İyi Ben', bir kısmına 'Kötü Ben' diyorsun. Bazılarımızı bazılarımıza üstün tutuyorsun. Halbuki 'iyi' de 'kötü' de sana ait, senden bir parça. Biz hepimiz senden yansımalarız. Yani bir bütünüz aslında..'İyi'nin de 'Kötü'nün de aynı çemberin parçası olduğuna kanaat getirinceye kadar bu bölünmeyi yaşamaya devam edeceksin. Sonra inşallah bir gün birleyeceksin hepimizi. Bunun için de birtakım aşamalardan geçmelisin. Bu aşamaları uzun bir yolculuğun durakları gibi düşün..İstanbul ya da Boston önemli değil. Önemli olan içsel yolculuk. Amerika'ya filan değil, kendi içine seyahat edeceksin. Öyle düşün.
Aklıma yatıyor söyledikleri. Belki de haklı. Geçmem gereken bir safha bu. Kendi içimde didişen seslerle barış imzalamayı öğrenmeliyim. Sürekli seferberlik halinde olmaktan bıktım usandım. Daha huzurlu bir insan olmanın yolunu bulmalıyım.Amerika'ya değil kendi içime seyahat edeceğim. Bu öyle bir yolculuk. ...'Yaşadığımız hayatın ne denli geniş ya da dar olduğu bizim taşıdığımız cesarete bağlı." demiş Anais Nin. Peki ama "hayatın genişliğni" neden hep evin dışında arıyoruz? Arıyorum? Neden munis ve evcimen olunca hayatın dar; dışa dönük ve kaotik olunca da hayatın geniş olduğunu sanıyorum hep? Gerçekten öyle mi?"

2008-06-07

Elimde kocaman bi çiçek ve topuklu ayakkabılarım..yalın ayak eve yürüdüm. Çoook uzun zamandır yalın ayak eve yürümemiştim..çok zevkliydi. O taşın sıcaklığını hissetmek..yağmurun ıslattığı kaldırımlarda çok keyifliydi yalın ayak yürümek..özlemişim.

2008-06-05

Dün taksim meydanına arkadaşımla buluşmaya giderken aynı sokakta karşı apartmanımızda oturan çocukken beraber oynadığım arkadaşımı gördüm. Seneler olmuştu. Yine bi kere daha karşılaşmıştım, bi zaman bi yerde. O zaman ne konuşmuştuk hatırlamıyorum. Naptığını sordum. "Çalışıyorum. Şimdi de İspanyolca kursuna gidiyorum. Bi de evleniyorum, Temmuzda." İşin komiği yolda gelirken "Ben evlenmek istemiyorum. İnancım yok." diye düşünüyordum. Peki onun evleneceğini duymak neden beni biraz da olsa sarstı? Palavra mı sıkıyordum kendime? Ufukta bişey görünmediği için kendimi mi kandırmaya çalışıyorum "Zaten ben de istemiyorum." diye? Yoksa o göz(!) mü yok bende? Bunun dışında şu da dokundu tabi; çalışıyor, ekonomik özgürlüğü elinde ve bi de üstüne üstlük evleniyor. Ben? Arada bir çıkan işlerle arada bir kazanmam gerekenin altında da olsa bişeyler kazanıyorum. Arada bir damlıyor, arada bir akıyor. İstanbul'un su durumu gibi. Sular kesik kesik. Kendimi istediğim işi yapmak, ideallerimin peşinden gitmek konusunda şanslı hissederken bunda artık biraz zorlanmaya başladım. Pes etmekle etmemek arasında gidip geliyorum. 28 yaşında halen hayallerinin önemli bi kısmını gerçekleştirememiş olmaktan dolayı sıkıntılıyım. "Kendini 28 yaşında ne durumda hayal ediyorsun?" sorusunun cevabı şu anki durumum kesinlikle değildi. Ve bu ne zaman nasıl değişecek bi fikrim yok. Bu kadar belirsiz olmasa, herşey çok daha güzel olurdu. Cindirella'nın da üvey kardeşleri olmasaydı mesela veya Uyuyan güzeli sonsuz uykuya mahkum eden cadı. Masallar gerçek olmaz denir ama masallar gerçek hayattan esinlenerek yazılmadı mı? Demek istediğim; hayat böyle. Bu durumda, yani hayatın olumsuzluklarına rağmen hayatı nasıl yaşayacağın sana bağlı. Nokta.

2008-05-29

Love...

"Love isn't finding someone you can live with;
it's finding someone you can't live without."

2008-05-28

...özledim...

Ben kelebeklerin uçuşmasını özledim...Sabah yüzümü aydınlatan mesajlarını..."Love is ..." mesajlarını...İçimin güneş açmasını...Arada bir de söylenen hiç beklemediğim kadar romantik sözlerini...

Sevgini hissetmeyi özledim...

2008-05-26

Aslında herşey bu kadar basit.

"... fırça ile suya birşeyler çizmeye çalışmaktadır. Ancak geriye, boya izlerinden ve Sarkis'in bu süre içinde yaptıklarının anısından başka birşey kalmaz.

Sanatçı geçici bir deneyimi kalıcı kılmaya çalışmak gibi olanaksız bir işe girişen biri olarak yansıtılır. Bu da maddenin, belleğin ve hatta hayatın geçici doğasına işaret eder. Suyun yüzeyindeki renk sarmalları, geçiciliklerine yas tutmak yerine var oldukları her anı kutlarlar."

Sumru Hoca'nın hep bize anlatmaya çalıştığı şey gibi, yaşamak da bir sanat. Yaşam sanatçısı olmak en güzeli. Hani bazı insanlar vardır; onların yanında olmaktan büyük keyif alırsın, işte onlardan biri olmak.

Hayat suya çizilmeye çalışılan birşey. Sen, boya tüm suyu kaplayıp hiçbir şey çizilmez hale gelene kadar, çizilip kaybolan şeylere yas tutmak yerine-hayatın geçici doğasını kabul edip-onların var oldukları her anı kutlayarak yaşamalısın. Aslında herşey bu kadar basit. Yaşarken, birşeyleri kalıcı kılmaya çalışarak olanaksız bir işe girişmenin yorgunluğuyla bir ömrü tüketmek anlamsız.

Hiçbir şey ve hiç kimse kalıcı değil.

Ve değişmeyen tek şey de değişimin kendisi.

2008-05-08

Biraz pollyannacılık oynamaya ne derim?

Olumsuzluklara odaklanmadaki başarımı olumluluklara odaklanma konusunda da göstermek istiyorum :) Çünkü sıkıldım. Çünkü kendimi daha iyi hissetmek istiyorum. Çünkü odaklan odaklan hiç bi işe yaramıyo. Çünkü sadece biraz daha can sıkıyo.

Bi keresinde, kendimi bi böcekten bile daha küçük hissettiğimde, ablama tüm sevmediğim özelliklerimi sayıyordum. Ablam da "İyi özelliklerini saysana." demişti. Bi süre far yemiş tavşan gibi bakmıştım yüzüne. Bi yandan düşünmeye, bişeyler bulmaya çalışıyodum. Yani biliyodum iyi yönlerim de olduğunu ama işte insan alışık olmadığı bi şeyi yapmaya çalıştığında biraz zamana ihtiyacı oluyo. Bir iki bişey söylemiştim, ablam "Ben sayayım mı?" demişti. Başımı evet anlamında sallamıştım. O konuştukça içim biraz olsun açılmaya başlamıştı. Söylediklerini ben de biliyodum da..işte..birinin hatırlatması lazımdı sanırım.

Yazının gidişatı onu gösterse de şimdi burda iyi yönlerimden bahsetmicem tabi. Hayatımın iyi yönlerinden bahsetmek istiyorum.

.......

Düşünüyorum...

Bi su içeyim...

Buldum! Mesela bazen herkes işte çalışırken benim boş zamanım oluyor. Onun dışında, yapmaktan zevk aldığım şeyleri yapma lüksünü yaşıyorum. Ve aslında sanırım gerçekten tüm gücümü versem iyi de kazanırım. Biraz tembellik, biraz "armut pişsin ben gelir alırım"cılıktan istediğim kadar kazanmıyorum. Halbuki armudu bulucan, soyucan, kendin pişircen, kendin yicen. Öyle ayağına gelsin diye beklersen başkaları armudu bulur, soyar, pişirir, yer; sen de "Hani bana! Hani bana!" diye kalırsın. Baktın armut mu yok, tohumunu alıp, toprağa ekip, büyümesini bekleyip pişircen öyle yicen :)) Bu sektörde böyle. Aslında, sektörde böyle olmasa bile, kendi hayatını kendin yaratırsın.

Başkaa...

Biraz kapalı kutu gibi de olsa, genelde uyuştuğumuzu düşündüğüm bi sevgilim var.

Neyse..Bugünlük bu kadar sanırım. Bu kadar düşünüp sadece bunları yazabilmiş olmak beni yine başladığım noktaya döndürdü biraz. Devam etmek gelmiyo içimden. O kadar.

2008-04-14

Öyle işte...

Bahar geldi. Bahar geldi de geçiyor bile. Hava sıcaklığı onu bunu dinlemeyip mevsim normalleri üzerinde seyretti. Her yerde laleler var. Ağaçlar tomurcuklandı. Etraf yeşerirken, doğa yeniden doğarken ben, tam aksine, kabuğuma çekilmek ister gibiyim. İçimde baharın genelde getirdiği o kıpırtı yok gibi. Gerçi yalan söylemeyeyim, bugün dolmuştayken sanki yaz havasının o hoş kokusunu duyar gibi oldum da içim gitti. Nedense bu sene yaza çok özlem duydum.

Nedense hep "sonra"yı bekliyorum. Ders sonrası, pazar sonrası, birkaç ay sonrası, sezon sonrası, kış sonrası, bahar sonrası, zart sonrası, zurt sonrası. "An" içinde o yüzden bi huzursuzluk hissediyorum. Hep "sonra"larda olduğumdan "şimdi"ler bulunmak istediğim yerler olmuyor. Bazen de hep olmak istediğim yerdeyken "sonra"yı düşündüğümde, istediğim yerde olmanın da bir anlamı kalmıyor. Bazen hep olmak istediğim yerden şüphe ediyorum. "Ya sonra hep orda olmak istemezsem" dediğimde olmak istediğim hiçbir yer kalmıyor. İşte o an..umutsuzluğa kapıldığım an oluyor.. Ve ben aslında umut nerde ise orada olmak istiyorum..

2008-03-30

Bazen...

Bazen yabancılaşıyorum hayata. Herşey anlamsız geliyor. Yani "Ne için yaşıyoruz?" diyorum. Para kazanma derdiyle genellikle sevmediğimiz bir işte çalışıp, yılda 2 hafta özgürlük için 50 hafta köle gibi çalışıyoruz. Kariyer yapmaya çalışıyoruz. Evlenmeye çalışıyoruz. Sonra çocuk sahibi olmaya, olduktan sonra da hayatı O'na göre şekillendirmeye çalışıyoruz. Herşey planlı programlı ya, herşeyin bir zamanı var ya.. Sonra "Bi soluklaniyim; yeter bu kadar koşturduğum." dediğinde bi bakıyorsun ki bilmem kaç yılı devirmişsin. Tüm bunlar ne için? Yani şu, gerçekten 3 günlük ve kuruşluk dünyada, tüketim çılgınlığına hayatını da dahil etmenin ne anlamı var? Daha doğrusu, ne gereği var? İşte böyle anlarda, yani bana böyle geldikleri anda, herşeyden soğuyorum. Ve tek anlamlı gelen şey, seni tutsaklaştıran herşeyden arınıp sadece yaşamaya bakmak oluyor.

Yaz gelsiiin :)

2008-03-28

Planlı olmak ya da olmamak :)

Hayat ilginç. Her an herşey olabiliyor. Birkaç saatte bişeyler değişebiliyor. Salı akşamı, ertesi gün dans çalışmasına gideceğini düşünürken gelen bir telefonla sabah dizi çekimine gidebiliyorsun. Yani son birkaç yılını oyunculuk yapmak için sayısını hatırlamadığın görüşmelere gitmekle geçirmişken aklının ucundan geçmediği bir anda iş seni bulabiliyor. Bu da sen ne kadar uğraşırsan uğraş, birşey ne zaman olması gerekiyorsa o zaman oluyor düşüncesini kuvvetlendiriyor. Çekim olduğu gün arabayla işten dönerken radyoda, biri Cranberries'ten biri U2'tandı sanırım, nakaratında Beautiful Day sözü geçen iki farklı şarkı çaldı.

O günün güneşli olması da ayrı bi güzellikti :)

2008-03-25

Yaz gelsin :)

Önceleri sonbahar hariç her mevsimi severdim. Kışı da yazı da ayrı severdim. Ama en çok, o sıcaklar başlamadan önce havanın artık serin de olmadığı Mayıs ayının ortaları ve Haziran başı zamanını severdim. Şimdi artık sanırım kışı o kadar sevmiyorum. Gerçi karlı havanın yeri hep ayrı. Ya da havanın aslında buz gibi olduğu ama gökyüzünün masmaviliğini sergilediği günlerin de yeri ayrı. Ama ben güneşin sıcaklığıyla, arada hafif hafif esen rüzgarın serinliğiyle şımarıp kendimi özgürlüğün kollarına bırakmayı özledim. Canım o an ne istiyorsa onu yapacağımı geçen yaz başarmıştım. Şimdi neden bunu yapamıyorum, bilmiyorum. Suçu mevsime atıyorum :P

Canım aslında ne mi istiyor?

Canım şu dans işine biraz ara vermek istiyor. Canım oyunculukla uğraşmak istiyor. Bu oyunculukla ilgili kitap okumak olabilir, bir oyunun provalarını izlemek olabilir, oyunculukla ilgili çevrelerde olmak olabilir, bir atölye çalışmasına katılmak olabilir. Tabi enn enn güzeli bir rol için çalışmak olur.

Canım kendimi dinlemek istiyor, kendimi dinlediğim o uzun yürüyüşlere gezmelere çıkmak istiyor.

Canım sergi gezmek istiyor, sergilenen eserlerin çağrıştırdıklarına kendimi bırakıp ruhumu beslemek istiyor.

Bi dee canım, canımın istediklerini yapabilmek için para kazanmak istiyor :)

2008-03-24

Değişiklik iyidir :)

Evet, sayfamın eski formatını çok seviyordum ama bir süredir de sayfamı yenilemek istiyordum.

Tıpkı hayatımı yenilemek istediğim gibi.

Bir yerlerden başlamalı.

Bebek adımları...

Bence hiç fena olmadı :)

2008-03-18

Life For Rent...

I haven't really ever found a place that I call home
I never stick around quite long enough to make it
I apologize that once again I'm not in love
But it's not as if I mind
that your heart ain't exactly breaking

It's just a thought, only a thought

But if my life is for rent and I don't lean to buy
Well I deserve nothing more than I get
Cos nothing I have is truly mine

I've always thought
that I would love to live by the sea
To travel the world alone
and live my life more simply
I have no idea what's happened to that dream
Cos there's really nothing left here to stop me

It's just a thought, only a thought

But if my life is for rent and I don't learn to buy
Well I deserve nothing more than I get
Cos nothing I have is truly mine

While my heart is a shield and I won't let it down
While I am so afraid to fail so I won't even try
Well how can I say I'm alive

If my life is for rent...

2008-03-12

Mızzmızzzz :(

Derdim ne acaba? Neden bu huysuzluk, mızmızlık, mutsuzluk? Haftanın 5 günü boştun; mutsuzdun. Haftanın 6 günü dolusun; mutsuzsun. Ne istiyorsun? Olay sende biterken neden herşeye b.k atıyosun? Herşey sana düşman sanki.

Herşeyden şüphe etmeye başladın. "Acaba gösteride yer almayı çok da istemiyor muyum? Acaba oyunculuktan vaz mı geç/iyorum/icem? Acaba beni eskisi kadar sevmiyo mu?"

"SORU: Bu gece bir mucize olsaydı ve ertesi gün uyandığında herşey olmasını istediğin şekilde olsaydı, bir mucizenin gerçekleştiğini nasıl anlardın? Mucizenin olduğunu anlaman için ne görür, duyar, hisseder ve düşünürdün?"

Bu sorunun cevabını düşünüyorum ara ara...

.........

Beyaz ağırlıklı güzel bi deseni olan çarşafıyla yumuşak, hafif, kaz tüyü yorganın altından kafamı çıkarır; çift kişilik yatağımda uykumu almış bi şekilde güzel güzel gerinirdim. Odanın dekorasyonu çok güzel. Tam istediğim gibi. Nasıl diye sormayın bilmiyorum. Günlerden çarşamba ya da perşembe. Saat 10:30. Hava günlük güneşlik. Ya da vaz geçtim. Günlerden cumartesi ya da pazar. Saat de 11:30 falan. İçerden ses geliyo. O benden önce uyanmış. Kahvaltı mı hazırlıyo? Hadi canım :) Bugün şanslı günüm :)) Zaten bu aralar pek bi şanslıyım. Bi senaryo var okunacak ve hazırlanılacak bi karakter. Yarın ilk ekip toplantısı yapılacak. Bu arada aralarında olmaktan mutluluk duyduğum bi tiyatro ekibinde bi oyunda zevkle oynuyorum. Bugün çıktığımızda bilmem ne dergisini alıcam. Ropörtajımın yayınlanmış olması lazım. "Umut vaad eden oyuncu" :) Artık iş bulmam eskisi gibi zor değil. Hatta kendileri gelmeye bile başladı yavaş yavaş. Ferzan Özpetek'le şu görüşme bi ayarlansa :)


blaa blaa blaa blaaaa......

2008-03-08

Biraz durmak istiyorum...Biraz durup dinlenmek...Kendimi dinlemek...Kendime vakit ayıramıyorum bu aralar. Kendimle baş başa kalamıyoum. Ya da zamanımı istediğim gibi geçiremiyorum. Pek "kabuğuma çekilmek" gibi değil de, daha çok "beni biraz kendi halime bırakın ama çok da uzaklaşmayın" gibi bişey. Kapılmayı mı pek sevmiyorum acaba? Hep bi tetikte olma duygusu yabancı değil aslında. Hep hazırlıklı olmaya çalışıyorum, her duruma karşı. Hava durumuna ya da güvenilir sandığım durumlara karşı. Bu mudur beni yoran? Özellikle olayları kontrol edemediğim zaman daha çok yoran?

neyse....

2008-02-17

Ne zaman?

Bekliyorum. Ve sanırım beklediğimi biliyorsun.
Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum.
Bilmek istiyorum:
Ne zaman?

Ya da
bilmek değil;
ağzım kulaklarımda
çığlık atıp
sana sarılmak istiyorum.
Belki bi de mutluluktan ağlamak.

Bilmek istiyorum:
Sen ne yapmak istiyorsun?
Evini sırtında taşımaktan sıkıldığında, sürekli bi yerlere yetişmeye çalıştığında, genelde bi yere gitmek ortalama 1.5 saatini aldığında, kar kıyamette 15 dakika dolmuş bekleyip artık sinirlerin bozulup ağlama noktasına geldiğinde bişeyler yapma vaktinin geldiğini anlıyorsun ve o kadar zamandır, sadece arada bir annene söz edip babana söz etmediğin şehir merkezine yakın bi eve çıkma fikrini "N'olacaksa olsun!" deyip dile döküp resmileştiriyorsun. Bunu söyledikten sonra oluşan sessizliğin ardından, "Aslında sizinle bi sorunum yok(%100 doğru olmasa da). Sadece yol artık beni bıktırdı." dedikten sonra baban "Hesabını yapıyosundur. Artık sen de belli bi yaşa geldin." dediğinde ise küçük bi şaşkınlık yaşamakla beraber, verileceğini sandığın tepkinin aksini görüp rahatlık da hissediyorsun. Ve artık "kendi evine/odana çıkma" konusunda kendini daha özgür hissediyorsun. Biraz daha mutlu..biraz daha umutlu..

Artık harekete geçmeli. Bunu son zamanlarda kendime sıkça tekrarlıyorum. Harekete geçeyim diye. Sanırım sözü şöyle değiştirmeliyim: "Harekete geçmeli demeyi bırakıp HAREKETE GEEEÇ!!!"

13 Şubat doğumgünümdü. Gününde kutladım. Planladığım gibi geçmedi. Hareketlilikten ziyade bol kahkalıydı. Aslında bu daha güzel bişey. Yine de insan bişey planladığı gibi olmayınca olanın da hakkını vermiyor galiba. Bu arada o bir gün nasıl da zırt diye geçiyor hiç anlamıyorum...Halbuki ben kırk gün kırk gece kutlayabilirim :p Şimdi 1 sene daha mı beklicem..puff :(

Dans yaklaşık 1 aydır yoğun olarak hayatımda. Mutluyum bundan ama olabileceğim kadar iyi değilim. Olmak için daha çok çalışmam gerekiyor. Daha çok zamanımı vermem gerekiyor ve bu yönümü kaydırıyor. Bişeyler değişmeye başladığında hemen tehlike çanlarını çalıp saçmalamaya başlayabildiğim için kendimi sakinleştirip olayların akışına bırakmaya çalışıyorum. Nasılsa kendini bıraktığında herşey olacağına varıyor. Şimdiden planlar yapmanın anlamı yok.

Günlerdir hatta haftalardır yazmak istiyordum. Bilgisayarın başına oturup bloguma her giriş yaptığımda vazgeçiyordum. Kelimeler parmaklarımın ucuna gelmiyordu çünkü. Şimdi şu yazdıklarım da değil aslında esas içimde yazıya dökülmek için bekleyenler. Hissediyorum. Başka bişey var. Başka. Onu yazdığımda anlarsınız zaten.

"Sayfanın görünümünde değişiklik yapmalı mı acaba?...hmmm..."

2008-01-15

Aslında yarın için bi program yapsam kendime hiç fena olmayacak ama ben bi kase dondurma alıp Stage Beauty'yi izlemek istiyorum. Eğer bunu yaparsam ne olacak? Gecenin bu saatinde bi kase kalori almış olucam. Film geç biteceği için geç yatıp yarın geç kalkacağım. İstediğimi yapmış olsam da suçluluk duyacağım (o zaman istediğim bu değil mi acaba?).

Ama yapılacaklar arasında kayboldum :S Kafam karıştı.. Organize olmak istiyorum. Düşüncelerimi kontrol etmek istiyorum. Birbirleri etrafında dönen atom parçaları gibi oluyolar bazen :S

Help me :(

2008-01-09

Gecenin 3'ü...

Hep içimde yazma isteği, aklımda yazılacak şeyler..ve hep bi erteleme...

Hep bi şeyler yapma isteği, önüme çıkan fırsatlar..ve hep bi erteleme...

Nereye kadar? Daha ne kadar ertleyeceksin?

Hep bi "Hadi! Yapabilirsin!" kalk gidelim durumu..ve hep "Bok yeme otur!" hali...

Neyi bekliyorum?

??????

...Bilmiyorum...