2005-12-30

yeni yıl mı?

Ben bu sene hiiç yeni yıl havamda değilim. Alelade bi hafta sonu gibi geliyor bana bu hafta sonu. Yakın arkadaşımın arkadaşının evinde geçecek bir yılbaşı partisi... Kar da yağmayacak bu yılbaşında! Ne anladım ben bu işten?! Hayatımda bir yılbaşını mutlaka New York'ta geçirmek istiyorum. Acaba bunu ne zaman gerçekleştirebileceğim?

2005'te hayallerimi gerçekleştirme yolunda adım atıp konservatuara girdim. Bu yıl beni neler bekliyor acaba?...

2005-11-30

uykuuu....biraz uykuuuu....tüm istediğim buyduuu...



Ben dans etmeyi çok özledim. Hip-hop, modern, latin veya Arjantin tangosu. Herhangi birini yapmayı çok özledim.
Sonunda bu hafta Hamlet-Ophelia parçasını geçtim. Ama şimdiye kadar hazırlanıp oynadığım parçalarından hiçbirinden bu kadar zevk almadım ve hiçbiri için bu kadar heyecanlanmadım. Çok keyifliydi. Yine yine yine oynamak isterim. Çok güzeldi. Kendimi o kadar rahat hissediyordum ki oynarken anlatamam. "Böyle olması gerekiyormuş ya." dedim. Çooook güzeldiiii!... Artık yatiyim ben. İyi geceler bana. Tatlı rüyalar.

2005-11-19

Lost

Kendimi duygusal anlamda kayıp hissediyorum. Kafamı adam gibi veremiyorum hiçbir şeye. Dikkatim çok dağınık. Ayrıca bu durum depresif de yapıyor beni. Cuma günü, dün, yüzümden düşen bin parçaydı.  Bu durum ne kadar daha devam eder böyle? BİLMİYORUUUUUUMMMM!!!!!!!! :( İçimden, haykırmak geliyor. Var gücümle haykırmak: "AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!.................." Mutsuzum.

2005-11-13

İçimde yavaş yavaş uyanmaya başlayan birşeyler var. Hayata susamış hissediyorum kendimi. Sanki uzun süredir uykudaymışım da yavaş yavaş uyanıyormuşum gibi. Kabuğumu kırmaya ve duvarlarımı yıkmaya çalışıyorum. Kolay değil bu. Bu konuda önemli adımlar attığımı zannederken aslında yerimde saydığımı gördüm geçenlerde. Bir derste sınıftan biri sahneye geliyor, sınıftakiler de o kişi hakkında düşündüklerini söylüyordu. Ben çıktım ve hakkımda söylenenler "O çok tatlı." O çok güler yüzlü." "Seni çok seviyorum." ve saireden öteye gitmedi. BENimle, karakterimle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Evet onlara daha yakın, sıcak davranmaya başlamıştım ama kendimi onlara hiç açmamışım. Bu demek değildir ki kabak çiçeği gibi açılıp herşeyimi onlara anlatacağım; ama en azından kıyısından köşesinden nasıl bir insan olduğum hakkında kırıntı kadar da olsa bir fikirleri olsun. Tamam, kendimi insanlara kolay açamam. Açar gözükürüm de açamam. Ama onlara puzzle resmimin parçalarını yavaş yavaş verebilirim. Resmi tamamlayabilirlerse ne ala.

2005-11-06

bugün pazar

Bense dünü pazar sanıyordum. Çevremde de sanki pazar günündelermiş gibi hisseden az değildi. Neyseki pazartesiye bir gün daha var. Gerçi memnunum okulun başlayacak olmasından. Kendimi boşlukta hissediyorum böyle. Sınıftakilerle kaynaşalım istiyorum. İlişkiler sene ortasında, sonunda veya seneye nasıl olacak çok merak ediyorum. Kimler birbirine gıcık, dost, can ciğer kuzu sarması olacak acaba? Ben acaba dost edinebilcek miyim? Sınıftan yani. Çünkü içlerinde en büyük benim. Bunu sorun ediyorum. "Yaş herşey demek değil." diyorum bir yandan, ama "Kendimden küçük biriyle nasıl dertleşebilirim ki?" diye düşünmeden de edemiyorum. Sonra böyle düşündüğüm için kendime biraz gıcık oluyorum. Niye kendimi büyütüp onları küçümsüyorum ki? Öyle bir fikir verirler ki bana apışıp kalabilirim de. Öyle değil mi?

Okula girmeden önce konservatuarda okuyanların kendini bilmiş havaları ve gösterme çabalarını anlamazdım. Bana mantıksız ve itici gelirdi. Şimdi ise ben de onlar gibi oldum ve olayının aslının öyle olmadığını anladım. Durum şu ki: Sınıftakilerle beraberkenki sürekli bir oyun oynama, taklit yapma vb hali diğer arkadaşlarınla olduğun zamana taşıdığında benim itici bulduğum durum ortaya çıkıyor. Halbuki olay kendini göstermeye çalışmak değil. Çünkü doğal ortamındayken (sınıftakilerle birlikteyken) yaptığın hiçbir şey tuhaf kaçmıyor, hatta sönük bile kalabirlisin. Ama bunu normal hayata taşıdığında insanlar bu kadar kendilerini ortaya koyarak yaşamadıkları için aralarında tuhaf kaçabiliyorsun. Bilmem anlatabildim mi?

Bu arada geçen hafta uzatmaya çalıştığım saçlarımı kestirdim. Amacım sadece boyundan biraz kısaltıp üst kısımlarına biraz daha kat vermek iken kuaför, her kuaför gibi, haşırt diye kesti saçlarımı. Gerçi kötü olmadı da istediğim gibi olmadı. Neyseki beğenmeyen yok. Herkes "Yakışmış." diyo. Öyle olsun bakalım. Alıştım sayılır. Kestirdiğimin ilk günü arkadaşlarımın doğumgünü için dışarı çıkmıştık. Tuvalete gittiğimde aynaya bakınca "Kim bu?" demiştim. Birkaç gün dışarıdan nasıl gözüktüğümü gözümün önüne getiremedim. Hani insan dış görünüşünü bilir ya, ben bilemedim. Sık sık aynaya bakıyorum artık. Bir uzatabilsem Rapunzel gibi. O kadar değil de... Köprücük kemiklerimin altına kadar uzasın istiyorum. Bir de heyecan istiyorum hayatımda. HEYECAN! Kalmadı. Heyecanım kalmadı. Neler vermezdim ki hayatımda heyecan olması için.

2005-11-05

uykum yok

Yani var da canım internette takılmak istiyo.

Aslında canım mağaza gezmek istiyor. "Çok büyük, işlevsiz ve soğuk" denmesine rağmen yeni açılan alışveriş merkezini merak ediyorum. Bir gazetenin ekinde orasıyla ilgili yazı okudum da... Merak ettim. Alışveriş duygum kabardı. Amaaaa... Param yok... (dınınım) Pulum yok... (dınınım) Olsun. Kıyafetlere, ayakkabılara, çantalara bakarken içi gidecek ama bakmak istiyorum işte. Kadın değil miyim, istiyorum işte. İstiyorum, istiyorum, istiyorum :)

2005-10-31

Ooooooff of!

Bu aralar içimde bir sıkıntı var. Huzursuzum. Zaten uzun süre mutlu olsam şaşardım. Rahat batıyor bana. Canım yalnız olmak istiyor bu aralar. Bazen gelirler bana böyle. Bildiğim, tanıdığım çevreden uzaklaşmak; alıp başımı bilmediğim bir yere gitmek ve kafa dinlemek. Bu sefer tam öyle değil. Bir yerlere gitmek değil de yalnız olmak istiyorum. Ve bu duygulardan bir an önce kurtulmak istiyorum.

2005-10-24

Kazandııııııııımmm!!!

Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ni kazandıııııımmmmmm!!!!! Sonunda istediğim oldu. Başardım. Uykusuzluk sorunu çeksem de memnunum halimden. Sonunda zamanımı oyunculuğa odaklanarak geçiriyorum. Parçalar çalışıyoruz arkadaşlarla. Kostümler falan... Monotonluktan nefret eden sıkılan ben, monotonluğun yanından bile geçmiyorum :)) İlk mutluluk, heyecan geçti; artık "Uyumak istiyoruuuuum!!!" diye hayıflanıyorum. Ya da "Her derse giricem!" gazım bitti "Bu derse girmesem?..." demeye de başladım. Ama dersten muaf olayım olmayayım tüm ödevleri yapıyorum valla -her ne kadar öğrencilik hayatı zor gelse de. Bu arada sınıfın ablasıyım :( Hatta okuldakilerin de çoğunun ablası sayılırım. uuuuueeeeeeeeeeee......... Alıştım gerçi duruma biraz. Sadece konuşacak, dertleşecek kafa dengi adam bulmak biraz zor. Daha başlarındayız zaten. Bakalım, sene sonuna doğru neler olacak.


Mutluyum. Mutluyum. Mutluyum. Herkese hayatta istediği şeyi yaparak mutlu olmak kısmet olsun ;)

2005-09-11

hasta oldum :(

Hasta olmayı hiç mi hiç sevmiyorum. Bağırsaklarım bozuldu galiba. Gün boyunca yediklerime dikkat etsem de akşam yemeğindeki yağ mantısına karşı koyamadım :)) Gerçi abartmadım; az yedim.

Tatilden döndüğümden beri yoğun bir şekilde oyunculuk sınavlarına hazırlanıyordum. İki haftadırsa çalışmalarımı bıraktım. Geçen hafta sonu Rock'n Coke vardı. Süpperdi. Kamp olayını tuttum. Tuvaletler dışında hiçbir sorun yoktu bence. Skin ve Apocalyptica muh-te-şem-di! Seneye nasıl olacak çok merak ediyorum. Kampçılar için zevkli bir atmosfer vardı bence. İlk kamp deneyimimdi. Ama kendime tam not verdim. Kampçı olabilirim. Hatta olmak da istiyorum. Likya Yolu'nda mesela. Harita da var elimde. Ooohh...

Neyse...Oyunculuk meselesine geri dönecek olursak, zor bir yola girmişim. "Mişim" diyorum çünkü bunu bildiğimi sanıyordum. Hikaye. Reklam filmleri vs için gittiğim seçmeler dışında sınavlar ayrı bir olay, ayrı bir moral bozukluğu yaşatıyor. O kadar subjektif ki sınavlar, hangi okulun veya okullardaki hocaların hangi kriterlere göre seçtiğini anlamak imkansız. Torpil dönüyor mu ya da ne kadar dönüyor olayı da duruma tuz biber ekiyor. ("Olay" kelimesini ne kadar çok kullandım.)

Çocukluğumda yüksekten uçan hayallerim vardı. Onları geri istiyorum. Ben yine öyle hayaller kurmak ve onların peşinden gitmek istiyorum. Mesela Hollywood'da oynamak gibi. Neden olmasın?! Daha büyümemişken hep bunu söylerdim "Neden olmasın?!". Bence söylemeye devam etmeliyim.

NEDEN OLMASIN?!

2005-07-07

geçiş dönemi...

Bu aralar geçiş dönemindeyim. Oyunculuk hayallerime doğru yol almak için yine bir Temmuz ayında işten ayrılıyorum. Yetenek sınavı için çalışmaya başlamakta geç kaldığımı düşünüyorum ve bu da beni strese sokuyor. Başarısızlığı, kaybetmeyi kaldıramayan biri olduğum için "Acaba oyunculuğu istemiyor muyum?" gibi saçma sapan düşüncelere daldım. Esasında elimdeki işleri bitirip işten ayrıldıktan sonra hedefime odaklansam bu düşüncelereden kurtulurum diye düşünüyorum. Bence "başlamak" yolun yarısı, "devam etmek" diğer yarısı. Bu ikisi için kendinde gerekli gücü buldun mu iyi veya kötü bir sonuca ulaşıyorsun zaten.

Eğlenceli ve dinlenceli bir tatil hayalim halen devam ediyor. Şöyle kafadar bir arkadaş grubuyla. Bu ayki tatil planları gelecek aya sarktı. Yaz mevsimi nedenn bu kadar çabuk geçiyor ki? Nedenn?! Gelecek ay Ağustos. Ondan sonra.... Sonbahar :...( Şu kalan iki ayı gönlümce geçirmeye bakayım en iyisi.

2005-06-30

tatiiiiiiiiilll



Ben tatile gitmek istiyoruuuuuumm!! Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar tatile gitme ihtiyacı hissetmemiştim. Bedenen değil; ruhen kendimi yorgun hissediyorum. Yenilenme ihtiyacı içerisindeyim. Kafamı dinlemek istiyorum.


Beni strese sokan, sinirlendiren herşeyden uzakta, kuşların cıvıldadığı bir yerde, denizin dibinde bir ağaç gölgesinin altında hafif bir rüzgar eşliğinde öğleden sonra mayışması yapmak istiyorum. Çok mu yani bu istediğim? :)

2005-06-22

başlık atmayı sevemedim bi türlü..

Şu 2 haftadır yoğunluktan hiçbir şey yazamadım. Geçen hafta ÖSS'ye girdim. Bu sefer(!) geçen seferkilerden(!!) farklı olarak heyecanlıydım biraz. Çünkü eğer düzgün bir puan alamazsam gelecek planlarım 1 sene daha atacak-ki 25 yaşında ve artık zaman kaybetmemesi gerektiğini düşünen biri olarak 1 senelik kayıp hiç hoşuma gitmez. Parantez içi ünlemler, ÖSS'ye 6. kez girdiğim için. "Aptal mıyım?" Yoo. Sadece üniversitede istediğim bölümde değildim ve fikrimi değiştirip başka okula gitmem için sınava girmem gerekecekti. Ben de okurken ve mezun olduktan sonra aklıma estikçe sınavlara girdim. Tedbirli olmak gibi bir huyum vardır da :)

Yetenek Sınavı için barajı geçmem yeterli. Geçeceğimi düşünüyorum. Sadece "İstediğim yer olmayacak mı acaba?" tedirginliği var. Bu hafta da sırf annemin hatırı için İngilizce sınavına gireceğim. Aslında sadece onun hatırına değil, ben de merak ediyorum kaç puan alacağımı.

Ben artık denize gitmek istiyoruuuuuuuuuuuummmm!!! Hatta tatile de gitmek istiyorum. Deniz, güneş, kumm.... :))

2005-06-08

puff...

Bu aralar kafamı kaşıyacak vakit bulamıyorum. Dolayısıyla yazı da yazamıyorum. Sınava gireceğim. Hazırlansam iyi olurdu ama şu durumda mümkün değil ne yazık ki. Ruh halim genel olarak iyi ama nedenini bilmediğim bir şekilde içimde bir huzursuzluk var. Kötü birşey olacakmış gibi. Rahatsız oluyorum bu duygudan.
Yetiştirmem gereken bissürü bissürü iş var...................

2005-06-03

Bugün ne kadar da güzel bir gün böyle :))

Sonunda perdeyi açtığımda masmavi bir gökyüzü gördüm. Bulutsuz! Sabah bindiğim otobüsün şoförü de çok iyiydi. Çok nadir böylelerine rastlıyorum.

Bugün kendimi daha iyi hissediyorum. Yaz gelsin istiyorum artık. Kendimi güneşin ve denizin kollarına bırakmak istiyorum. Ama o zamanlarda hep bir telaş hissederim ben nedense. "Ay güneş kremini süreyim. Üff... Şimdi en az 20 dk geçmesi lazım. Üff.. Güneş gidiyor. Şimdi yatayım. Ay çok sıcak oldu. Denize gireyim. Denize girdikten sonra tekrar güneş kremi sürmek lazım. Ama sıcak oldu dayanamıyorum." Saat 12-3 arası güneş tehlikeli ya, bu durum iyice işimi bozuyor. Zaten 6'da da kalkılmaya başlanır. "Kalan vakitte denize mi gireyim, güneşe mi yatayım?" Vs vs...
Olsun. Yine de yaz gelsin.

2005-06-02

.....

Aslında 2 gündür yazmak istiyordum ama olmadı. Evimde internete girebilen düzgün bir bilgisayar olsa ohooooo neler yazardım neler...

Halen modum düşük. Niye bilmiyorum. "NikeDance bu kadar mı etkiledi acaba?" diye düşünüyorum ama zannetmiyorum. Olur bazen böyle.

Herşeye karşı heyecanımı yitirmiş gibi hissediyorum. Çok ani oldu bu durum. Yani heyecanımı kaybetme durumu. Acaba bir süredir böyleydi de ben mi yeni fark ediyorum? Kendimi irdelemeyi pek sevmediğim, düşünme tembeli olduğum için bu tip ruh halleri birden bire ortaya çıkıyormuş gibi olabiliyor. Kendimden saklıyorum. Tabi saklanmıyor aslında. İlla ki bir yerden çıkıyor. Bense yeni oldu zannediyorum.

Geçenlerde bir mail geldi. 30 küsür soru var. Sana maili gönderenin o sorulara cevapları var. Daha sonra o sorulara kendi cevaplarını yazıp sana gönderen dahil, diğer arkadaşlarına gönderiyorsun. Tabi onların da aynı maili, kendi cevaplarıyla sana geri göndermesi lazım. Amaç arkadaşlarının bildiğin/bilmediğin özelliklerini öğrenmek. Benim cevaplarım:

1.Saat kac? 19:39
2. Adin? I
3.Dogum tarihin? 1980
4.Dovme var mi? Yok, ama düşünüyorum.
5.Hickiriklara bogularak aglayacak kadar asik oldun mu? Oldum (sanki).
6.Araba kazasi gecirdin mi? Evet. Yara bere almadan atlattım.
7.Pepsi mi coca cola mi? Tabi ki Coca Cola.
8.Bira mi sarap mi? İkisi de. Duruma göre değişiyor.. 

9.Bardak yari dolu mu yoksa yari bos mu? Başkalarına dolu göstermeye çalışırım. Kendime... Genelde boş. Ama o da duruma göre değişiyor.
10.Tercih ettigin rakam? 13
11.Sevdigin muzik? Rock Fm, Radio Eksen, Power Fm'de çalanlar, alternatif müzikler, bazen klasik müzik..

12.Cicek? Krem ve çok uçuk pembe arası renkte tamamen açmamış gül (gonca diil ama) ve gelincik.
13.Nefret ettigin sohbet? Boş konuşmalar. Geyiğin daniskası. Bi de erkeklerin bir araya geldiklerinde futbol (bi de basket) konuşmaya başlamaları çünkü hiç katılamıyorum konuşmaya o zaman.

14. Turkan soray mi Hulya Kocyigit mi? Türkan
15.Bir problem? Mali açıdan sorun yaşamadan istediğim işi yapmak ve istediğim hayatı yaşamak. Bi de olasılık problemleri (nefret ediyorum).
16.Sevdigin renkler? Mavi ve tonları, bakınca ne mavi ne de mor diyebildiğin renk ve beyaz.  
17.Kendini gelecekte nasil goruyorsun? İstediği şeylere kavuşmak için çabalarken, ne yapması gerektiğini düşünürken.
18. Kimden bu maili aldin? Mamudan :)
19.Senden en uzakta yasayan arkadasin? Berrin
20.Bu maili yolladiginda en hizli kim cevaplayacak? Pelin ve Gamze
21.Peki ya en sonuncusu? Özgür

22.Hayatinda neyi degistirmeyi isterdin? Çok şeyi. Küçükken baleye gitmemiş olmayı, üniversitemi, kararsızlığımı ve bazı özelliklerimi. Bi de tabi ki NikeDance'e daha önceden hazırlanmaya başlamış olmayı. Yani say say bitmez.
23.En sevdigin sarki? Kesin var bi tane de bulamadım şimdi. Bu aralar Gorillaz'ın Feel Good Inc.'i. Bir de Skin ve Skunk Anansie'nin çoğu şarkısı. Haendel-Sarabande. Craig Armstrong'dan Weather Storm......
24.Uyandiginda ilk dusundugun? Hava nasıl acaba? (Yataktan kalkmadan perdeyi açıp gökyüzüne bakarım)
25.Baska biri olabilsen kim olmayi secerdin? İdeallerimdeki gibi olmayı.
26.Sana kesinlikle cvp yazmicagini dusundugun biri? Erdem

27.Kesinlikle cevaplayacagini dusundugun kisi? Berrin, belki Hande.
28.Birsey soylemek isteyip de soyleyemedigin o kisiye ne demek istersin? Kendime: "Seni olduğun gibi seviyorum."
29.Tercih ettigin spor? Kesin karar verdim: Sadece Dans
30.Bankadaki tum parani hic acimadan harcayacagin dukkan? Dükkan yok ama kıyafet ve aksesuarlara hiiiic acimadan harcayabilirim.
31.En sevdigin dondurma? Vanilyalı dondurma (Türkiye'de bulabilene aşk olsun.Çünkü kaymaklıya da vanilya diyolar.)
32.Utangac misin yoksa fazla acik sozlu mu? Açık sözlü olmaya çalışıyorum. Kolay değil. Daha kendi kendime açık sözlü olamıyorum. Utangaçtan ziyade konuşkan değilim.
33.Takma adin? Fırfır. Curly. Tavşan.

34.Konustugun diller? İngilizce, Almanca. Bi de 4 yaşına kadar İtalyanca.
35.Kullanmayi sevdigin bi sozcuk? I want a ğuuum please.
36.Dilinden dusmeyen bi deyim? Aklıma gelmiyoo..

37.Ya simdi saat kac? 20:22

Aslında bu soruları her sene bir kere cevaplamalı bence. Hani yılbaşına doğru herkesin "1 Ocak Kararları" alası gelir ya onun gibi her sene yapmalı bu mini anketimsi şeyi. Şimdi okuduğumda bile birşeyleri değiştirebilirim.

2005-05-30

NikeDanceİstanbul :))

Cumartesi günkü NikeDanceİstanbul yarışmasında ben de vardım :)) Zaten reklamı ilk gördüğümde Sophia'ya hayran kalmıştım. Reklamın her versiyonunda televizyona kilitleniyordum. Yarışma yapılacağını öğrendiğimde de tabi ki havaya uçmuştum. Derslere katıldım. Ders sonunda verdikleri DVD'de yapmamız gereken dansı izledim. Kaç kere? Birkaç kere (hmmm). Yarışmanın tarihi belliydi. DVD, yarışmadan 1 ay önce elimdeydi. Ben dansa ne zaman çalışmaya başladım? 1 gün önce (aptal). Bunda biraz kendime, dansa yatkınlığıma ve dans geçmişime güvenmenin etkisi vardı. Çok hazırlanıp hayal kırıklığına uğramak istememek de vardı. Bir de hep "Kazanmak önemli değil, ben oraya eğlenmek için gidiyorum." düşüncesi vardı. Ne zamanki dansa çalışmaya başladım, kazanma hırsını da yoğun bir şekilde hissetmeye başladım.



Cuma, bütün bir gün, sabahtan akşama kadar çalıştım. Tam istediğim gibi yapamasam da dansı çıkarmıştım artık. Ertesi gün oldu; yarışmanın yapılacağı yere gittim. Aşağı yukarı 130 kişiydik. Gruplar halinde dansı ve kısa doğaçlamalarımızı yaptık. Doğaçlama yapacağımızı önceden bilmesek de esasında bu çok iyi birşeydi. Çünkü doğaçlama ile kendini yansıtma, ifade etme imkanına sahiptin. Bazıları doğaçlama süresini uzun kullanıyordu, bazıları kısa. Elemelerde -neden bilmem- süreyi kısa kullandım (aptal). Sahneden indiğimde finale kalacağımı hissediyordum-ki sezgilerim çok güçlüdür. Finalistler (ilk 40) açıklanırken heyecandan kalbim inanılmaz çarpıyordu. Numara sırasına göre gidiyorlardı. 4 kişilik 10 grup çıkıp tekrar dansı ve doğaçlamalarını yapacaktı. Bu durumun şöyle bir dezavantajı vardı: Heyecanla beklerken isminiz açıklanır açıklanmaz sahneye çıkıp dans ediyordunuz. Psikolojik olarak o heyecan sizi çok etkiliyor... Neyse, numara sırasına göre gidiliyordu. Benim numaram söylenmediğinde şaşırmıştım açıkçası. Çünkü çok emindim o sahneye tekrar çıkacağıma. "Acaba bir mucize olur mu? En sonunda ismim söylenir mi?" diye düşünüyordum (saçmalama! olur mu öyle şey!). Oldu. Çünkü finale kalan 2 kişi orada yoktu. Onların yerine ben ve bir kız daha çıktık sahneye. İsmimi duyduğumda zafer kazanmış gibi hissediyordum. Aynı zamanda da sahneye çıkarken savaşa gidiyormuş gibi hissediyordum. Şaşırmadan dansı yaptım. Doğaçlamada en son ben yapacaktım. Diğer kızın başlamasıyla doğaçlamayı bitirmesi bir oldu. Beklemiyordum bu kadar çabuk bitirmesini. Sahneyi ben devraldım. Doğaçlamaya girişim muhteşemdi. En azından çok gazdı. O an hatırlamıyordum neler yaptığımı. Birkaç hareketten sonra koşarcasına indim sahneden. Halbuki en son sen kalmışsın, sahneden indirilinceye kadar dans et di mi? Aklım nerdeydi bilmiyorum.


İlk 20'ye kalamadım. Çok üzüldüm. Halen de üzgünüm. Yine de 2. kez o sahneye çıkmadan dönmüş olsaydım daha çok üzülürdüm. Hamlık olmasaydı... Fiziksel hamlığı kastetmiyorum tabi ki. Ortaokul, lise zamanı kendi kendime müziği açıp dans ettiğim zamanlar vardı. Halen öyle yapıyor olsaydım kessin kazamıştım.İyi tarafından bakmaya çalışıyorum (1 günlük çalışmayla ve dans geçmişinle ilk 40'a kaldın), ama daha çok kötü yönlerini düşünüyorum (kazanamadım, 2. bir şans verildi ve kullanamadım). 2 gündür psikolojik olarak kendimi hırpalıyorum. Daha sonra nasıl düşünürüm bilmiyorum. Sandığımdan daha çok istiyormuşum kazanmayı (Bir reklam var. Ordaki gibi "istiyorum istiyorum istiyorum" :) .


Kazananlardan bazıları dansı yaparken şaşırmıştı ama doğaçlamada hepsinin ortak bir özelliği vardı: Kendilerini ifade eden dansı yapıyorlardı ve bundan keyif alıyorlardı. Sanırım asıl üzüldüğüm şey; dans benim için 'hayat' demek iken ve kendimi müziğe bırakmaktan daha çok keyif veren başka birşey yok iken bunu yansıtamamış olmak. Ablamın dediği gibi; "Bundan üzüntü değil, tecrübe almaya bak."